’29. Uluslararası İzmir Festivali’ Her Kesimin İçindeydi! / YAŞAM KAYA

Bu sene tanıştığım İKSEV (İzmir Kültür Sanat Vakfı) İzmir’de sanat adına öylesine derinlemesine işler gerçekleştiriyor ki, İstanbul’da hemen her aktivitesini ilgiyle takip ettiğimiz İKSV (İstanbul Kültür Sanat Vakfı) ile başabaş ülke sanatına altın değerinde hazineler sunuyor. Geçtiğimiz aylarda düzenlenen 22. Uluslararası Avrupa İzmir Caz Festivali’ne katılmış, vakfın çalışmalarına canlı canlı tanık olmuştum. Yazdığım yazıyı hatırlayanlar olacaktır, festivalin caz adına ortaya koyduğu özgün üretimler sahneleri büsbütün sarmış, şehrin kültürel dokusu içine muhteşem enerji katmıştı. İşte bu mantığın devamı niteliğinde yapılan İzmir Sanat Festivali bu sene 1 Temmuz’da The Soul Rebels konseri ile benim için sonuçlandı. İstanbul Caz Festivali’ ni takip ettiğim günlerde İzmir’deki sanat ruhunu da tanık olup festivalde 4 konser izleme şansını yakaladım, İKSEV’ in daveti ile katıldığım festival boyunca inanılmaz tecrübeler edindim. Bunları anlatmadan önce Eczacıbaşı’ nın öncülüğünde yapılan festivalin dünyada eşi benzeri olmadığını, İzmir gibi muhteşem bir şehri tepeden tırnağa sardığını belirteyim.

Klasik festival bilgilerine kısaca değinip gözlemlerime geçmek istiyorum hemen. Başbakanlık Tanıtma Fonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Kalkınma Ajansı’nın katkıları ve Eczacıbaşı Holding’in ana sponsorluğu, Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ve İzmir Fahri Konsolosluğu, İsviçre İstanbul Başkonsolosluğu ve İzmir Fahri Konsolosluğu, İzmir İtalya Konsolosluğu ve Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği ve İstanbul Caz Festivali işbirliği ile gerçekleşen 29. Uluslararası İzmir Festivali, her kesimden insana ulaşma şiarıyla adım atıp, birbirinden renkli konser, solo performans, bale gösterisiyle haziran ayına damgasını vurdu.

Bu sene festivali ilk kez gözlemledim. Riccardo Muti Luigi Cherubini Gençlik Orkestrası, Cameron Carpenter, The Soul Rebels Brass Band, Mairizio Abeni İtalya Oda Müziği Topluluğu konserlerinde hem İzmir içindeki kültürel canlılığı hem de Efes Antik Kenti’ nin muhteşem tarihi atmosferi içindeki müzikle tarihin birlikteliğini içimize çektik. Sanatın her kesime hitap etmesinden yola çıkan festival yönetimi öylesine derinlikli işlere yönelmiş ki, kendinizi orgun çılgın tınılarında bulurken birden oda müziğinin muhteşem ritimlerini kalbinizde hissediyor ve New Jersey’ in soul-caz dünyasına doğru yolculuğa çıkıyorsunuz.

Açılış konserinde izleyenlerle buluşan Şef Riccardo Muti yönetimindeki Franz Liszt Oda Orkestrası, Budapeşte’deki Franz Liszt Müzik Akademisi’nin eski öğrencileri tarafından kurulmuş, topluluk Macar yaylı çalgılar geleneğini Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde İzmirlilerin kalbine yerleştirdi. Dünyaca ünlü şefin muhteşem şekilde idare ettiği orkestrası şimdiye dek dinlediğim en iyi müzik birlikteliğini simgeliyor. Konserde Muti, Schubert’in Op. 170, Do Majör Uvertürü (İtalyan Stilinde) ile Mozart’ın Re Majör 35. Senfonisi (Haffner)’ni seslendirdi. Konserin ikinci bölümünde Muti, Verdi yorumlarından iki örnek sunarak açılışta büyüleyici bir ortam yaratmayı başardı. Bu bölümde Verdi’nin I Vespri Siciliani Operası’ndan Senfoni ve Dört Sezon başlıklı üçüncü perde dansları yer aldı. Konser açılışı olarak Muti gibi dünyaca ünlü bir şefin tercih edilmesi her açından mükemmel!

image

‘Orgun Çılgın Virtüözü’ diye adlandırılan Cameron Carpenter konseri ise bambaşka renklerin buluşmasını simgeledi. Dünyaca ünlü müzisyenlerin bestelerini orguyla adeta sil baştan yaratan Cerpenter içindeki müzik ruhunu ayaklarından bileklerine kadar sahnede seyirciye hissettirdi. International Touring Organ- ITO adı verilen özel çalgısıyla Avrupa’da ilk kez İzmir Festivali’nde sahneye çıkan sanatçının vücut enerjisine hayran kaldığımı söyleyeyim. Bach, Dupré, Chopin, Bernstein sahnede orgun içinden fırlayıp yanıbaşımıza kadar uzanınca tarifi mümkün olmayan duyguları tattık.

image

Mairizio Abeni İtalya Oda Müziği Topluluğu ise Efes Antik Kenti’ nin insanı tarihle bütünleştiren atmosferi içinde Celsus Kütüphanesi’ ni tarihin tozlu raflarından çıkarıp müzik severlerin ruhuna işledi. Efes geçtiğimiz günlerde Unesco Dünya Kültür Tarih Listesi’ne girerken İKSEV’ in gerçekleştirdiği bu konserlerin etkisi tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Yıllardır milyonlarca kişinin ziyaret ettiği tarih hazinesini müziğin harika duygusuyla insanların beğenisine sunmak muhteşem bir düşüncenin yansımasıdır! Şimdiye dek erişemediğim duygulara ulaşırken, kalbimde saklı tuttuğum arkeoloji aşkını müziğe duyguğum hayranlıkla buluşturdum!

image

Ve son olarak İstanbul Caz Festivali için Türkiye’ ye gelen The Soul Rebels Brass Band grubunun ‘soul-caz’ ağırlıklı konserindeydim. Bir caz eleştirmeni olarak grubu çok iyi biliyorum. Dünya Caz Günü’nde Habertürk’te verdiğim röportajda cazın ‘soul’ ile birlikteliğine değinmiş, artık farklı müzik türlerinin cazla bütünleştiğini, dünyada yeni yansımaların oluştuğunu belirtmiştim. İzmir’de verilen konser öylesine hareketli geçti ki, Mark Runson’dan Beyonce’ye kadar güncel müzikleri ‘soul’ tadında seyirciye sunan topluluk, insanları beş dakika yerine oturtmadan konserini tamamladı. Amerikan müzik endüstrisinin önemli bir noktası olan The Soul Rebels, New Orleans Jazz Band geleneğinin seçkin örneklerini harikulade bir performansla çalarken festivalin en hareketli dakikalarını oluşturdu.

29. Uluslararası İzmir Festivali’nde sanat adına ne ararsanız mevcut. Festivalin geneline baktığım zaman bir eleştirmen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: İzmir’deki sanat festivali her kesimden insanın kalbine, ruhuna kazındı. Festivale küçük bir önerim olacak; The Soul Rebels konserindeki muhteşem enerjiden yola çıkıp, festivalde ‘Soul-Pop-R&B-Rock’ alanında söz sahibi olan gruların sayısını arttırmak festivalin gücüne güç katacaktır.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com