“Hayal gücümüz var ama olanaklarımız yok” / ÖZLEM ERTAN #HaftaninSanatYazilari

Bariton Kevork Tavityan, 20 yıldır opera sahnesinde birbirinden farklı onlarca karaktere büründü. Sadece sesiyle değil, oyunculuğu ve sahne sempatisiyle de sanatseverlerin sevgisini kazanan sanatçıyı son olarak Gioachino Rossini’nin “Külkedisi” operasında izledik.
Koro şefi olarak da önemli çalışmalara imza atan Tavityan, iki ay önce İstanbul Devlet Opera Balesi Müdürü oldu. Biz de sanat sezonunun açılmasına kısa süre kala, sanatçıyla 2015-2016 sezonunda sahnelenecek yeni eserler ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sorunları hakkında konuştuk.


İki aydır İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevini yürütüyorsunuz. Bu süre içinde ne tür sorunlarla karşılaştınız? İstanbul Operası’nın en ciddi problemi nedir?

Tabii ki pek çok sorun var. Her şeyden önce maddi problemler ön plana çıkıyor. Daha fazla paramız olursa çok daha kaliteli işler yapılabiliriz. Mesela ışık sistemlerimizi yeniden düzenleyebiliriz, modernize edebiliriz. Teknik anlamda çağın biraz gerisinde kaldık. Daha önce bir gazeteci hanım bana Zorlu Center’ın sahnesindeki ışık sisteminin ne kadar güzel olduğundan söz etmişti. Bizim de öyle ışıklarımız, sahne imkânlarımız olsaydı neler neler yapardık. Hayal gücü, yaratıcılık anlamında bir eksiğimiz yok ama o hayal gücünü pratiğe dökecek, seyirciyle paylaşacak olanaklara sahip değiliz. Her devlet kurumu gibi bizim de maddi gücümüz çok kısıtlı. Bize iyi dekor, kostüm almak imkânı verilirse çok daha dikkat çekici işler çıkarırız. Mesela en basitinden bale ayakkabısı temin etmenin maliyeti son derece yüksek. Yurtdışından getiriliyor. Biz bu konuda devletten ricacı olmak durumundayız. Bırakın dekoru, kostümü herhangi bir bale gösterisi yapmak için elzem olan ayakkabının sağlanmasında dahi sıkıntı yaşıyoruz.

AKM’nin 2008 senesinden beri kapalı olması yüzünden İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin ciddi bir mekân sorunu da var, değil mi?

Evet. AKM çok ciddi, dünya çapında bir sahneydi. Sağ olsun Süreyya Sahnesi bize kucak açtı ve bu sayede sanatımızı icra edebiliyoruz. Ama Süreyya’nın 500 kişilik kapasitesi var ve biz her oyunumuzu kapalı gişe oynuyoruz. Çünkü 500 kişilik bir salon İstanbul için çok yetersiz. Biz seyircilerimize layık olmak, onları sihirli âlemlere götürmek istiyoruz. Fakat sahnemizin asansörü bile yok. Burada çok fazla sihir yaratamıyoruz. Sahne şartlarımızın düzeltilmesi lazım. Çünkü sahne yokken paranız olsa bile yapabilecekleriniz kısıtlı

Süreyya gibi küçük, olanakları kısıtlı bir sahnede çalışmanız repertuar tercihinizi nasıl etkiliyor. Repertuarda ne tür kısıtlamalara gitmek durumunda kalıyorsunuz?

Büyük sahneler, korolar gerektiren eserleri sahneleyemiyoruz. Hâlbuki operanın şatafatı, lezzeti biraz da orada gizli. Biz oda operasına dönüştük mecburen. Bir de her eseri peş peşe oynamak zorunda kalıyoruz. Üst üste beş temsil “Külkedisi”, altı temsil “Aşk İksiri” oynuyoruz mesela. Çünkü bizim Süreyya Sahnesi’nde dekor depomuz yok. AKM’nin sahne kenarlarında boşluklar vardı. Dekoru yan tarafa kaydırıp sahneye yenisini kurabiliyor ve her akşam ayrı bir eser oynayabiliyorduk. Şimdi dekorları kamyonlara yükleyip yaklaşık 40 kilometre ötedeki depolara gönderiyoruz.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 2015-2016 sezonunu 2 Ekim’de Beethoven’ın “kardeşlik ve barış” temalı “9. Senfoni”si ile açıyor. Açılış için bu eserin düşünülmesinin özel bir anlamı var mı?

“9. Senfoni”, büyük bir eser. İnsanlığı barışa, kardeşliğe davet ediyor. İçerdiği anlamlara ne yazık ki hâlâ ihtiyacımız var. Oysa 21. yüzyılda artık bu eserin bahsettiği kavramları bulmuş olmalıydık. Bulamadık ve hâlâ barış ve kardeşlik çağrısı yapmak için en önemli araçlardan biri “9. Senfoni”. Biraz da o yüzden açılış için seçildi.

Bu sezon besteci, piyanist ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Selman Ada’nın “Başka Dünya” adlı operasının dünya prömiyeri İstanbul’da yapılacak. Bu eser hakkında biraz bilgi alabilir miyiz sizden?

Çok güzel melodiler var içinde. Türk müziği esintileri de barındıran klasik bir Selman Ada eseri. Konusuna çok fazla girmek istemiyorum ama ilginç bir hikâyesi var. Tabii bu, eserin libretisti Tarık Günersel’in hayata, edebiyata bakışıyla da alakalı. Çok beğenileceğine ve başarı kazanacağına eminim.

Bu sezonun diğer yeni eserleri hangileri?

Charles Gounod’nun “Faust” operasını izleyeceksiniz bu sene. Uzun zamandır ilk defa bu kadar büyük bir eser sahneliyoruz. “Faust”, rejisörümüz Recep Ayyılmaz’ın yeni yorumuyla Süreyya Sahnesi’ne uygun hâle getirildi. Yani, klasik usulde sahnelenmeyecek. Yeni olarak bir de Pietro Mascagni’nin “Cavalleria Rusticana”sı ile Johann Strauss II’nin “Çingene Baron” opereti var. Sezon içinde ayrıca, Pyotr İlyiç Çaykovski’nin “Fındıkkıran” balesiyle Adolphe Adam’ın “Le Corsaire” (Korsan) balesi ilk defa üç perde olarak sahnelenecek. Geçen yıldan kalan “La Cenerentola” (Külkedisi), “L’Elisir d’Amore” (Aşk İksiri) ve “La Sonnambula” (Uyurgezer Kız) operaları; “Slyvia” ve “Afife” baleleri, “Seyahatname 2”, “Şehir-Orman”, “Akdeniz” ve “Ezel Bahar” adlı modern dans eserleri ile “Atatürk Oratoryosu” ve “Yahya Kemal Beyatlı Oratoryosu” da bu sezon yeniden sanatseverlerle buluşacak. Tabii bir de konserlerimiz olacak.

Gerek sesi, gerekse sahne sempatisi ve oyunculuğuyla takdir gören bir sanatçısınız. Sizi en son geçen sezon Gioachino Rossini’nin “La Cenerentola” (Külkedisi) operasında izledik. Bu yıl bir de müdürlük sorumluluğu üstlendiniz. Sahneye çıkmaya da devam edecek misiniz?

Oynayacağım evet. Müdürlük tabii ki çok vakit alıyor. Ancak yavaş yavaş düzeni kafamda oturtacak ve aynı anda ikisini de yapmanın yolunu bulacağım. Çünkü şarkıcılıktan vazgeçmem, vazgeçemem. Koro şefliği ve şan eğitmenliği de yapıyorum ama benim için şarkıcılık her zaman birinci sırada.

operatik@gmail.com

https://www.facebook.com/authorozlemertan

Hayal Gücümüz Var Ama Olanaklarımız Yok – Özlem Ertan