Lars Von Trier’ in Sinema Başkaldırısı Sahnelerde! : DOGVILLE (2018) / YAŞAM KAYA

Efendim, geçtiğimiz haftalarda Versus Tiyatro’ nun sahneye koyduğu Lars Von Trier imzalı ‘Dogville oyununu izledik. Doğma 95 Akımı’ nın sinemadaki yegane ismi olan, Oscar’a aday olarak çizdiği sinematografik dünyayı tüm dünyaya adeta kazıyan Trier, imkansız gibi görünen öykülerden yola çıkıp, gerçek dünyanın görünmeyen öteki yüzünü adeta bir tokat gibi suratımıza çakıyor. Kayhan Berkin’ in yönetmen koltuğuna oturduğu ve çevirisini Nazlı Gözde Yolcu’ nun yaptığı oyun, sinema tarihi açısından bir başyapıt olarak kabul edilir. Nicole Kidman’ ın başrolde inanılmaz psikolojik analiz kestiği Dogville insanın en mahrem duygularına ulaşırken, aslında toplumsal anlamda nasıl yozlaşma içinde olduğumuzu apaçık gösteriyor. Film, Amerikan toplum yapısının ne denli çürümüş bir sisteme sahip olduğunu göstermiş. Filmin sahne uyarlaması da en az film kadar Doğma 95’in cesur yapısını sahneye koyuyor. Peki bu başarının sırrı nerede? 2012 yılından bu yana ‘Sinematografik Tiyatro’ olgusunun sahnelerde yer edinmesi için mücadele eden bir eleştirmen olarak, bu algının iyiden iyiye sahnede olduğunu görmek benim için mutluluk verici. Sinema ve tiyatro üzerine kritikler yazarken aslında bu iki sanat dalının birbirinden bağımsız düşünülmemesi gerektiğini gayet net biliyorum. Sahnede sizi etkileyen yenilikçi bakış açısından başka bir şey değil. Cantürk Çolak, Cenk Doğar, Ece Çeşmioğlu, Esra Yaşar, Güzide Arslan, Gökhan Gürün, Mehmet Yılmaz, Müfit Aytekin, Nihan Aypolat, Olcay Yusufoğlu, Rüzgar Aksoy ve Şerif Erol oyunda görev alan kişiler.

Lars von Trier’in kışkırtıcı sinemasının farklı örneği Dogville, dağların arasında kalmış küçük bir Amerikan kasabasından toplumsal ahlaki çöküş temelli sıradışı konu yakalamayı başarıyor. Tek mekan kullanımını sinemanın içinde yenilikçi bir şekilde yorumlayarak ortaya çıkarılan bu matematiksel dizilim, sınırları kesin bir şekilde çizilmiş kasabalarına hapsolan halkın yabancılara karşı besledikleri şüpheyi, kini ve nefreti keskin bir şekilde genel atmosfere yayarak gerilim dolu konusunu aleni biçimde ortaya koyuyor. Trier’in mekan tasarımını manipüle ederek yarattığı yenilikçi illüzyon Dogville’ ın genel prensibiyle bahsettiğim şahane illüzyonu konunun merkezine alıyor. Kroki çizimi gibi görünen Dogville kasabası ve bu kasabada kendilerine yetebilen, huzurlu bir hayat süren Dogville halkı, bir gün Grace adında yabancı bir kadının kasabaya gelmesiyle neye uğradığını şaşırıyor. Grace’in karanlık kişilerden kaçtığını öğrendikleri anda ise misafirperver yüzlerini gösteriyorlar. Ama gösterilen yüzün arkasında yatanları konunun akışında acı biçimde izliyoruz. Maskeler var insanların görünmeyen yaşantılarında. Bu maske, bütün karakterlerin kendilerini gizleyebildiğini ve asıl hırslarını saklayabildiğini sağladığına inandıkları ve benimsedikleri bir araç haline gelmiş. Konunun temelindeki yapı analitik kurulum üzerine inşa edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yönetmen Kayhan Berkin, filmin insanın aklını zorlayan bakış açısını Trier Sineması’ nın algoritmasını baz alarak çözümlemiş. Özellikle kurgusal olarak Marksist öğelerden beslenen konu analizi, Amerikan kültürel sisteminin ahlaki çöküş temelinde yaşadığı kapital çıkmazı şahane aktarıyor. Burada sinemada Trier tarafından denenen ‘Teatral Sinema’ kurgusu tersyüz edilip, ‘Sinematografik Tiyatro’ durumuna evrilmiş. Yönetmen çok zeki. Sinema eleştirileri de yazan bir eleştirmen olarak Berkin’ in zekasına hayran kaldığımı belirteyim. Konudaki gerilimi daha ilk açılış sahnesinden itibaren veren yönetmen, kendisini olabildiğine başkarakter Grace üzerinden sorguluyor. Hiçbir tiyatro yönetmeni kendi eleştirisini ortaya koyduğu oyunun içinde belirtmez. Peki biz bunu nereden anlıyoruz? Trier, ‘Yedi Ölümcül Günah’ olgusuna gönderme yaptığı sahnede, Kayhan Berkin, olanı olduğu gibi aktarıp sorgu kısmını bizlerin yapmasını istiyor. Grace’ in uğradığı tecavüz, taciz ve sistematik işkence kanımızı dondururken, başrolde karşımıza geçen Grace karakterinde Ece Çeşmioğlu’ nun psikolojik rol analizine hayran kaldım. Daha ilk andan başlayan gizem yolculuğunda bu kadının sonunun ne olacağını düşünüyor seyirci. Sinemadan tiyatroya aktarılan metinlerin özellikle oyuncu anlamında zorlukları oluyor. Bunu daha önce Tracy Letts’ in Bug- Böcek oyununda gördük. Oyuncular sinema filmindeki karakterlerin duruşundan çok yoğun biçimde etkileniyor. Ama burada genç kadın oyuncunun olağanüstü bakış açısından fırlayan pırıl pırıl bir karakter var.

Trier’in toplumun yozlaşmışlığını ve kötülük sınırlarını anlatış tarzı ise oldukça yavaş ve sindirerek ilerliyor. Brechtvari ele aldığı yerli Amerikan halkının faşizmini tiyatral bir anlatıma dayandırarak anlatıyor. Kayhan Berkin ise, tam bu noktada Zizek’ in dediği gibi, faşizan yapıyı sessizliğe gömülü kapalı toplum yapısını aralayarak aktarıyor. Grotesk ögeleri oyundaki karakterlerin üzerine yıkan yönetmen, bana kalırsa sezonun en iyi rejisine imza atıyor. Rocky dağlarında bir kasabada yaşayan köylülerin dışarıya neredeyse hiç çıkmayışı ve kasabada otel, kafe gibi kente ya da çok kültürlülüğe işaret eden bir yapıyla karşılaşmayışımız, kasabalıların ne kadar izole ve dar görüşlü olduğu fikrini beynimizde güçlendiriyor ve yönetmen de seçtiği oyuncularla dar görüşlü yapıyı muhteşem dekor tasarımla seyirciye aktarıyor.

Ece Çeşmioğlu – Grace, Olcay Yusufoğlu – Anlatıcı, Cenk Doğar – Bill, Güzide Arslan – Liz, Esra Yaşar – Vera, Nihan Aypolat – Martha, Gökhan Gürün – Jack, Rüzgar Aksoy – Tom… rolünde oynuyor. Konunun anlatımından olayların geçtiği anlar insanı konuya karşı bağlı tutuyor. Grubun tamamını başarılı bulduğumu belirteyim. Zaten genç ve dinamik yapının elinde 2 saatten fazla süren ikonik olay örgüsü insanı şaşırtan finalle son buluyor. Ece Çeşmioğlu’ nun karakter çözümlemesindeki başarısına değinmiştik zaten. Versus Tiyatro’ nun sezona damga vuran projesi ‘Dogville’, Lars Von Trier’ in teatral dekor yapısıyla zaten masalsı bir tiyatro oyunu olduğunu bangır bangır bağırıyordu. Gökhan Kodalak’ ın muhteşem dekor tasarımı, filmle kurulan bağı iyiden iyiye güçlendirmiş. Kapısız, olabildiğine geçişleri hızlı ve kasabanın tamamının film gibi aynı ortam içine sıkıştırılmış yapısı on üzerinden dokuz puanı oyunun hanesine yazdırıyor.

Gösteri Uniq İstanbul Sahnesi Glass Room’da!

yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar