THE SUBSTANCE (2024): “Ya Kadın Olarak Beni Kimse Arzulamazsa…” / YAŞAM KAYA

2024 Cannes Film Festivali’nde “En İyi Senaryo Ödülü”nü kazanarak dünya prömiyerini gerçekleştiren ve Toronto Uluslararası Film Festivali’nde “Geceyarısı Çılgınlığı Ödülü”ne layık görülen Cevher (The Substance), Fransız yönetmen ve senarist Coralie Fargeat’ın dünya sinemasına sunduğu bambaşka bir sürrealist bir çalışma. Gerilim türüne feminist bir yorum getirdiği ilk filmi İntikam’ ın (Revenge) ardından bu yeni projesi ile Hollywood’un kadın oyuncuları üzerinden şöhret kültürüne ve “seksi olma” kavramına ağır eleştiriler getiren yönetmen, aslında kadınların tamamına feminist bakış açısından ağır bir ders veriyor: ‘Size dayatılan güzellik ve seksilik algısı aslında sizi öldüren bir durum’ Başrollerini Demi Moore, Margaret Qualley ve Dennis Quaid’in paylaştığı bu stilize ve sarsıcı yapım vizyon yolculuğuna başladı.

Elisabeth Sparkle (Demi Moore) fitness programı yapan eski bir oyuncudur ve 50. doğum gününde eskisi kadar genç ve güzel olmadığı için patronu tarafından işinden kovulur. Kendince umutsuz bir çıkmaza sürüklenen Elisabeth, eski sınıf arkadaşı tarafından halen beğinilen bir kadın olmasına rağmen, o toplumun bütün erkeklerine seksi ve çekici görünmek arzusundadır. Yaşadığı dünyada kadın kavramı ‘sex’ kavramı ile bütünleşmiş, herkesin muhteşem bir cildi, harika görünen memeleri ve kalçaları olmak zorundadır. Bu durumu düşünerek beynini yiyen Elisabeth çözümü, gizemli bir laboratuvardan gelen ve damarlarına zerk ettiğinde “kendisinin daha iyi, daha güzel, daha genç bir versiyonunu” ortaya çıkaran “The Substance” adlı kimyasal pakette bulur. Peki bu paket ona istediği hayatı sunacak mıdır?

Günümüz moda ve medya dünyası için kadın bedeni, gerçekleşmeyi bekleyen bir korku filmi gibidir. Ergenlikten ve adetin korkunç başlangıcından, Brian De Palma’nın Carrie ve John Fawcett’in Ginger Snaps’i gibi, resimlerde hamilelik ve doğuma kadar – Rosemary’s Baby bariz bir örnektir – kadınlar son yarım yüzyılda film yapımcıları için zengin bir ilham kaynağı sağladı. Ancak biraz daha yakından bakıldığında iki eğilim ortaya çıkıyor: 1- kadın bedenine dayalı korkunun büyük çoğunluğu üreme sisteminin çeşitli yönleriyle ilgilenir ve büyük ölçüde erkekler tarafından uydurulmuştur (hamileliği korku için kullanan iki yeni film örneği olan Titane ve The First Omen, dikkate değer istisnalardır). 2- Fransız yönetmen Coralie Fargeat’in kadını canavara evirdiği çevirdiği ikinci uzun metrajı: The Substance! Yalnızca kadınların bedenlerine manyakça bir kadın bakış açısı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda işlerin seksilikle arzulanmak arasında sıkışıp kaldığını savunuyor. Tabii ki yaşlanmış kadın vücudunun grotesk şok değeri için kullanan korku filmleri için sıkıntı yok. Onlar “hagsploitation -psycho-biddy filmler ” alt türünün önemli bir unsurudur – Mia Goth’un Ti West’in X’inde sarkık etli protezlerle kaplı olduğunu hatırlayın.

Ancak The Substance için başlangıç noktası, bedenin yaşlılığına değil, toplum tarafından “yaşlılık – gençlik” algılanmasına verilen bir tepkidir. Hikayede bir kadın 50 yaşına bastıktan sonra toplumun yerleşik eskimişliğine karşı refleks gösterip genç bir adamın sunduğu sıvıları vücuduna vurarak kendisinden yepyeni, seksi, insanlar tarafından delice arzulanan bir kadın ortaya çıkarır. Şiddetli biçimde güzellik ve seksilik suratımıza çarparken, kadın yavaş yavaş kendisini öldürmeye başlamıştır. Yaşlı kadının omuriliğinden aldığı sıvı ile hayata tutunan genç kadın, bu sıvıyı abartılı biçimde alıp sürekli hayatta kalmak istemektedir. Fakat her iki kişi aslında tek bir insandır ve sırayla (haftalık) hayatta var olmaktadırlar. Eğer kim süreyi uzatırsa kendisinden öncekini öldürmeye başlayacaktır. Buradaki tüm sızan omurilik sıvılarının ve püstül büyümelerin derinliklerinde, bir güvenilirlik çekirdeği var: The Substance! Yönetmen başarabildiği kadar, kadınları menopozun yön bozucu duygusal katliamına sürükler: Sürekli genç kalmak için ölüme doğru uzanmak!

Coralie Fargeat’ın senaryosuna baktığımız zaman estetik algısına küfreder gibi saldıran bir adamın kadınlara bakış açısını izleriz. Ama dikkat edin yine bir adam üzerinden kadın estetiğinin saçmalığına uzanıyoruz. Ama bu sefer Hollywood sektöründe ve magazinde yer alan kadın figürüne fütursuzca saldırı var. Ya beni hiç kimse arzulamazsa? Ya da sürekli genç görünmek için kendimi nasıl öldürebilirim? Filmde canavar ikonuna dönüşen kadının cinsiyet kimliği, insanların üzerine kusan kadının kusmuğuyla özdeşleştirilmiş. Filmde insanların üzerine kusan ya da işiyen kadın bir yandan “o arzuladığınız, seksi kadın benim” diyor ya, işte asıl ironi burada yatıyor!

Demi Moore, Margaret Qualley ve Dennis Quaid üçlüsünün arasında geçen film, oyuncuların kaliteli performansıyla zirveye çıkıyor. Fakat burada Demi Moore’u gruptan ayırmam lazım. Oyunculuk kavramı üzerine hepimize ders veren Moore, menepoza girmek üzere olan kadın bedeninin bütün psikolojik çözümlemelerini suratımıza tokat atar gibi göstermiş. Olağanüstü bir performans var ortada. Bu performansa Oscar ödülü gelir mi? İşte onu bilmek güç, ama ödülü çok fazla zorlayacağını görüyoruz.

Filme puanım 10 üzerinden 8!

yasam.kaya@gmail.com