Wes Anderson, sinema dünyasının en kendine özgü auteur’lerinden biri olarak, her filminde izleyicileri simetrik kadrajlar, pastel renk paletleri ve eksantrik karakterlerle dolu bir evrene davet ediyor. 2025 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışıp, prömiyerinde 7,5 dakika boyunca ayakta alkışlan son filmi Fenike Planı (The Phoenician Scheme), Anderson’ın bu alametifarikalarını zirveye taşıyan, aynı zamanda onun sinematik diline hem sadık kalan hem de eleştirilere kulak veren bir yapım. Ancak, filmin görsel şöleni ve yıldızlarla dolu kadrosu, hikâyenin bazı zayıflıkları ve Anderson’ın tanıdık tarzının zaman zaman kendini tekrar etme riskiyle gölgeleniyor.
Hikâye ve Temalar
Fenike Planı, 1950’lerde geçen, karanlık bir casusluk komedisi olarak tanımlanıyor. Film, Benicio del Toro’nun canlandırdığı, ahlaki pusulası şaibeli bir iş insanı olan Anatole “Zsa-zsa” Korda’nın etrafında dönüyor. Korda, Modern Greater Independent Phoenicia adında kurgusal bir Ortadoğu ülkesinde devasa bir altyapı projesini hayata geçirmeye çalışırken, bir yandan da sayısız suikast girişiminden sağ çıkmayı başarıyor. Onun bu kaotik yolculuğunda, kızı Liesl (Mia Threapleton) ve Norveçli sekreteri Bjorn (Michael Cera) ona eşlik ediyor. Film, Zsa-zsa’nın hem iş dünyasındaki entrikalarla hem de uzun süredir ihmal ettiği kızı Liesl ile yeniden bağ kurma çabasıyla ilerliyor.
Hikâye, Anderson’ın alametifarikası olan aile dinamiklerini ve bireysel kefaret arayışını merkeze alıyor. Zsa-zsa, Anderson’ın önceki filmlerindeki “kötü baba” arketiplerine (Royal Tenenbaum, Steve Zissou) benzer şekilde, hem sevimsiz hem de tuhaf bir şekilde sempatik bir karakter. Ancak film, onun ahlaksız iş pratiklerini (örneğin köle emeği kullanımı) eleştirirken, bu konuları derinlemesine irdelemek yerine yüzeysel bir mizahla geçiştiriyor. Bu, filmin en büyük handikaplarından biri: Anderson, çağımızın oligarkları ve kapitalizmin gölgeli yönleri hakkında bir şeyler söylemek istiyor gibi görünse de, bu eleştiriyi tam anlamıyla keskinleştiremiyor.
Görsel ve İşitsel Dünya
Anderson’ın sineması, her zaman görsel bir şölen olmuştur ve Fenike Planı bu geleneği sürdürüyor. Bruno Delbonnel’in sinematografisi, Anderson’ın simetrik kadrajlarını ve titizlikle tasarlanmış setlerini bir kez daha ön plana çıkarıyor. Film, 1950’lerin endüstriyel gri-yeşil tonlarından çöldeki turkuaz manzaralara kadar geniş bir renk paleti sunuyor. Özellikle Zsa-zsa’nın hayatta kalma mücadelelerinden sonra ziyaret ettiği siyah-beyaz “cennet” sahneleri, Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür’üne selam çakan bir estetikle dikkat çekiyor. Bu sahneler, filmin en yaratıcı ve görsel açıdan çarpıcı anları olarak öne çıkıyor.
Alexandre Desplat’ın müzikleri, Anderson’ın filmlerine özgü ritmik ve neşeli tonu korurken, filmin casusluk temasına uygun bir gizem katıyor. Ancak, set tasarımlarında ve kostümlerde her ne kadar Anderson’ın alametifarikası olan detaycılık mevcut olsa da, filmin görsel dünyasının önceki yapımlara kıyasla daha “muted” (sönük) olduğunu söylemeliyim, ama bu filmdeki muhteşem algıyı gölgelemeyen bir unsur. Mesela Marsilya’daki art deco gece kulübü gibi mekanlar, Anderson’ın Büyük Budapeşte Oteli’ndeki gösterişli estetikten daha sade bir tonda tasarlanmış.
Performanslar
Fenike Planı’nın oyuncu kadrosu, Anderson’ın klasik repertuarından tanıdık yüzlerle (Bill Murray, Willem Dafoe, Scarlett Johansson) ve yeni isimlerle (Michael Cera, Riz Ahmed) dolu. Benicio del Toro, Zsa-zsa Korda rolünde hem karizmatik hem de itici bir portre çiziyor; onun soğukkanlı ama alaycı tavrı, karakterin ahlaki çelişkilerini ustalıkla yansıtıyor. Mia Threapleton, Liesl rolünde annesi Kate Winslet’i andıran bir aura ile parlıyor ve filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Ancak, asıl sürpriz Michael Cera. Norveçli sekreter Bjorn rolünde, hem komik hem de katmanlı bir performans sunan Cera, filmin yıldızı olarak öne çıkıyor. Karate hareketlerinden deadpan esprilere kadar, Cera’nın enerjisi filmi ayakta tutan unsurlardan biri.
Ne yazık ki, Tom Hanks, Scarlett Johansson ve Benedict Cumberbatch gibi isimlerin küçük rolleri, potansiyellerini tam anlamıyla kullanamıyor. Anderson’ın geniş oyuncu kadrosunu yönetme becerisi tartışılmaz, ancak bu kadar çok yıldızı kısa sahnelerde kullanması, bazı karakterlerin yeterince derinleşememesine yol açıyor.
Anderson’ın Evrimi
Fenike Planı, biz Anderson hayranlarını memnun edecek birçok unsuru barındırıyor: absürt mizah, titizlikle işlenmiş görseller ve eksantrik karakterler. Ancak, film aynı zamanda Anderson’ın sinematik dilinin sınırlarını da sorgulatıyor. Filmin önceki Anderson yapıtlarına kıyasla daha az duygusal derinliğe sahip olduğunu ve hikâyenin epizodik yapısının bazen dağınık hissettirdiğini görüyoruz. Film Asteroid City’nin gölgesinde “daha az ödüllendirici” olurken, bazen “havasız” bir his verdiğini de söylemeliyim. Filmin çoğu noktasında boğuluyoruz.
Fenike Planı, tüm olumsuzluklara rağmen Anderson’ın en iyi işlerinden biri ve onun tarzının kendini parodileştirmeye başladığı mutlak durum. Görsel olarak çarpıcı, diyaloglar ve soyutlama ise muhteşem!
Anderson’ın sinemasında, her zaman biçim ve içerik arasında bir denge arayışı olmuştur. Fenike Planı, bu dengenin biçim lehine kaydığı bir film. Anderson’ın dünyasına kendini kaptırmak isteyenler için, Fenike Planı bir başka büyüleyici oyuncak kutusu. Anderson’ın erken dönem yapıtlarındaki (Royal Tenenbaums, Rushmore) duygusal samimiyeti arayanlar, bu filmde o derinliği kesinlikle bulacaklar!
Sonuç
Fenike Planı, Wes Anderson’ın sinematik evrenine sadık, eğlenceli, çarpıcı bir ekleme. Görsel estetiği, Michael Cera’nın parıldayan performansı ve absürt mizahı, filmi Anderson hayranları için kaçırılmayacak bir deneyim haline getiriyor. Hikâyenin dağınıklığı filmin tek eksikliği ve bu durum onun en iyi işlerinden biri olmaktan alıkoymuyor. Anderson, bu filmde hem tanıdık hem de cesur bir adım atarken, kendi tarzını yeniden icat etme cesaretini daha bir ön plana çıkarmış.
Puan: 8/10
yasam.kaya@gmail.com






