GÜLLER (The Roses – 2025): “Aşkın Zehirli Döngüsü – Bir Evliliğin Psikanalitik Portresi” / YAŞAM KAYA

Jay Roach’un 2025 yapımı Güller (orijinal adıyla The Roses), modern evliliğin kırılganlığını teatral ve satirik bir mercekle inceleyen, Tony McNamara’nın keskin kaleminden çıkan bir başyapıt. Benedict Cumberbatch’in Theo’su ve Olivia Colman’ın Ivy’si ile hayat bulan film, Warren Beatty ve Diane Keaton’un 1989 klasiği The War of the Roses’un ruhunu günümüze taşıyor. Ancak Roach, fiziksel kaos yerine psikolojik gerilimi merkeze alıyor; burada evlilik, bir savaş alanı değil, yavaş yavaş çürüyen bir bahçe. Film, çiftler terapisi sahneleriyle başlayıp, boşanma fırtınasına dönüşen bir anlatı sunarken, izleyiciyi şu soruya mahkûm ediyor: Aşk, ne zaman nefret tohumuna dönüşür? Filmin psikolojik katmanlarını –özellikle rol değişimlerinin yarattığı resentmanları, toksik döngüleri ve bireysel ego kırılganlıklarını– derinlemesine irdeleyerek, hikâyenin dönüm noktası sahnelerini de bu katmanlara entegre ederek eleştiriye bir seans şeklinde bakalım.

Bir Bahçenin Soluşu

Theo (Cumberbatch), tutkulu bir mimar; Ivy (Colman) ise mutfakta sihir yaratan bir şef. Aşkları, bir restorant mutfağında başlayan ateşli bir karşılaşmayla filizlenir: Theo, kariyer kriziyle mutfağa sığınır ve Ivy’yle anında kıvılcımlanan bir flört başlar –oyuncu hakaretler ve zeki sohbetler, onların yaratıcı ruhlarını birleştirirken, Theo’nun profesyonel yenilgisi rol tersine dönüşünün ilk tohumunu eker. Theo’nun kariyeri zirvedeyken Ivy evde kalır, ikonik tatlılar icat eder; ama bir fırtına sahnesinde her şey değişir: Theo’nun denizcilik müzesi projesi yok olurken, Ivy’nin restoranı eleştirmenlerin ilgisini çeker ve zincire dönüşür. Theo ev erkeği olur –çocuklarla bağ kurar, fitness’a sarılır, ama içindeki boşluk büyür. Üç yıl sonra, lüks sahil evleri etrafında patlayan resentmanlar, boşanma davasına evrilir. Roach, bu hikayeyi komik bir trajedi olarak işler: Cinayet girişimlerine varan sabotajlar (yengeç fırlatmalar, yemeklere ilaç katmalar), fiziksel değil, duygusal bir savaşın uzantısıdır. Spoiler vermeden söylemek gerekirse, film evliliğin “ölümü” üzerinden hayata dair bir metafor kurar: Her gülün bir dikeni vardır, ama asıl yara, sulanmayan köklerden gelir.

Rol Değişiminin Gölgesinde Resentman

Güller, evliliğin psikodinamik yapısını, Freudcu bir bakışla değil, çağdaş ilişki terapisi lensiyle aydınlatır. Merkezde, rol değişimlerinin tetiklediği “gölge resentman” yatar –o bastırılmış öfke ki, bireylerin kimliklerini erozyona uğratır. Theo’nun kariyer çöküşü, Ivy’nin fedakârlık dönemindeki acısını yankılar; ama erkek egosunun kırılganlığı, Theo’yu “hak eden çocuk” figürüne indirger. O, sürekli onay arar, Ivy’nin başarılarını alkışlarken kendi izolasyonunu büyütür. Ivy ise, kariyer patlamasıyla özgürleşirken, çocuklarının Theo’ya bağlanmasını “çalıntı” olarak algılar –bu, annelik suçluluğunun klasik bir tezahürüdür, bağlanma teorisini andıran bir yara.

Film, bu dinamikleri çift terapisi sahneleriyle somutlaştırır: Başlangıçtaki “minnettarlık listesi” egzersizi, övgülerden hakarete kayar –Theo ve Ivy, birbirlerine “mükemmel bir felaket” gibi belirsiz iltifatlar yağdırırken, danışmanın şaşkınlığı karşısında kahkahalara boğulurlar; bu an, izleyiciyi güldürürken, ilişki dinamiklerinde kritik, savunma, küçümseme ve duvar örme gibi kavramları çağrıştırır. Roach ve McNamara, evliliğin toksik döngüsünü zarif bir spiral olarak resmeder: Aşk, ilk bakışta tutkuyla başlar, ama sosyal medya çağının baskısıyla (Ivy’nin viral başarısı, Theo’nun unutulmuşluğu) nefret tohumları ekilir. Bu, modern çiftlerin karşılaştığı bir gerçeklik: Başarı, eşitlik vaadiyle gelir, ama eşitsizliğin yeni bir biçimine dönüşür. Film bireysel travmaları kolektif bir metafora çevirir –Theo’nun mimari tutkusu gibi, evlilik de “kusursuz bir yapı” hayali üzerine kuruludur, ama depremle yıkılır.

Theo ve Ivy’nin İç Dünyası

Cumberbatch’in Theo’su, psikanalitik bir incelikle işlenmiş: Başarılı mimarlıktan ev erkeğine geçiş, onun narsisistik yaralarını açığa vurur. Fitness deliliği, kontrol kaybına karşı bir savunma mekanizması; çocuklarla bağı ise, Ivy’nin yokluğunda dolan bir “yer değiştirme” fantezisi. Theo, terapi monologlarında hiper-analitik dil kullanır –“Senin kariyerin çocuklarımı benden çaldı” derken, kendi suçluluğunu yansıtır; bu, erkek kimliğinin krizini simgeler: Toplumsal beklentiler, Theo’yu “sağlayıcı” rolünden çıkınca terk edilmiş hissettirir.

Colman’ın Ivy’si ise, daha katmanlı bir portre: Başlangıçtaki fedakâr anne, başarıyla özgürleşirken arogant ve tutkulu bir figüre evrilir –çatışmalarda cinsellik, öfkenin bir aracı olur. Ivy’nin resentmanı, feminist bir zaferin gölgesinde gizli: Kariyer özgürlüğü, annelik bağını zayıflatır ve bu, onda suçluluk-nefret döngüsü yaratır. İkili arasındaki kimya, fiziksel çekimle mizahı harmanlar; ama Roach, bunu “flört eden hakaretler”le bozar –bu sahneler, evlilikte sevginin nasıl silaha dönüştüğünü gösterir. Karakterler, terapi jargonunu (örneğin, “duygusal emek” kavramı) silah gibi kullanır; bu, çağdaş çiftlerin entelektüel savunma mekanizmalarını hicveder. Özellikle ev partisi sahnesinde Ivy’nin Theo’yu alenen aşağılaması, bu dinamikleri zirveye taşır: Theo’nun balina kurtarma epifanisiyle gelen boşanma talebi, yılların birikmiş öfkesini patlatır ve Ivy’nin tepkisi, onların ayrılmaz ama yıkıcı bağını ortaya koyar.

Satirin Psikolojik Keskinliği

Roach’un yönetimi, satirik bir neşter gibi işler: Karanlık mizahı, 1989 uyarlamasının absürtlüğünden uzaklaştırıp, duygusal derinliğe yaklaştırır. Görsel olarak, sahil evi bir metafor –Ivy’nin finanse ettiği, Theo’nun kişiselleştirdiği yapı, evliliğin paylaşılamayan mirasını simgeler; sabotaj sahnelerinde, örneğin Ivy’nin ahududu tatlısıyla Theo’yu alerji kriziyle köşeye sıkıştırması veya ev savunma silahıyla kovalamaca, bu metaforu somutlaştırır –ev, hem sığınak hem savaş alanı olur. Burada müthiş bir komedi de vardır ayrıca. Yıkımın içinden komedi ve aşk fırlayacaktır. McNamara’nın diyalogları, kelime oyunlarıyla dolu; “Her gülün dikeni var” mottosu, aşkın sadomazoşist yanını açığa vurur. Müzik ve montaj, gerilimi yavaşça yükseltir: Romantik sahneler yumuşak ışıkla, çatışmalar keskin kesmelerle işlenir. Film “şiddeti” yumuşatmış olsa da –karakterleri sevimli kılarak karanlığı seyrelterek– bu, bilinçli bir seçim: Psikolojik gerçeklik, seyircinin konuyla empati kurmasını sağlamış, yoksa sadece aşırı abartılı bir fars izlemiş olurduk.

Terapiden Kaçış Yok

Güller, çiftler için bir uyarı levhası: Evlilik, romantik bir bahçe değil, sürekli bakımı gereken bir ekosistemdir. Roach, psikolojik derinliği satirle dengeleyerek, izleyiciyi kendi ilişkilerine dönmeye zorlar –resentmanlarınız ne kadar derinde? Film, on üzerinden sekiz puan alır; Cumberbatch ve Colman’ın performansı, duygusal katarsis için zorunlu kılar. Modern çift terapisi çağında, bu film bir ayna: Kırılmadan önce bakın. Zira, her gül solar –ama kökler, yeniden filizlenebilir mi? Roach, umutlu bir sonla veda eder, ama soru izleyicide kalır.

yasam.kaya@gmail.com