Echoes Sahne’nin “Autopsy”si: “Bedenin Görünmez İzleri ve Sahnenin Rahatsız Edici Gerçeği” / YAŞAM KAYA

Paribu Art’ın modern ve ferah mekanında, Kasım 2025’ten bu yana sahnelenen Echoes Sahne’nin yeni prodüksiyonu Autopsy, izleyiciyi alışılmış tiyatro konforunun dışına çıkararak derin bir sorgulamaya davet ediyor. Latince “kendi gözlerinle görmek” anlamına gelen “autopsy” kelimesinden yola çıkan oyun, bireyin bedeni üzerinden toplumun baskı mekanizmalarını, aidiyet kavramını ve kimlik sınırlarını mercek altına alıyor. Echoes Sahne ve Performans Alanı ortak yapımı olan bu performans, geleneksel tiyatro sınırlarını zorlayan bir devised (ortak yaratım) çalışması olarak öne çıkıyor: Dans, ses, video mapping ve fiziksel tiyatro unsurları iç içe geçerek, seyirciyi pasif bir gözlemciden aktif bir tanığa dönüştürüyor.

Yönetmen, besteci ve konsept sahibi Güneş Bozkır’ın vizyonu altında şekillenen oyun, dramaturg Ozan Ömer Akgül’ün katkısıyla metinsel bir omurga kazanıyor. Ancak Autopsy’nin gücü, lineer bir hikaye anlatımından ziyade bedensel ifadede yatıyor. Üç yaratıcı performansçı – Gizem Seçkin, Ufuk Fakıoğlu ve Gökçe Uygun – sahnede adeta birer heykel gibi hareket ediyor; bedenlerini toplumun dayattığı normlara karşı bir direniş aracı haline getiriyorlar. Salih Usta’nın hareket tasarımı, oyuncuların akıcı ve yer yer acı verici koreografilerini olağanüstü bir disiplinle destekliyor. Bu üçlü, sahnede hem bireysel hem kolektif bir beden olarak var oluyor; izleri görünür kılmak için kendi sınırlarını zorluyorlar.

Oyunun temel sorusu basit ama yıkıcı: “Bir beden ne zaman kendine ait olmaktan çıkar?” Toplumun, ailenin, devletin veya kültürel normların eliyle şekillenen bedenler, hangi izleri taşır? Autopsy, bu soruyu soyut bir felsefi tartışma olarak bırakmıyor; bedenin mahremiyetini, gözetim altındaki kırılganlığını ve aidiyetin yarattığı gerilimi fiziksel olarak hissettiriyor. Sahne tasarımı (Neslihan Şık) minimalist ama etkili: Boş bir alan, yer yer projeksiyonlarla (Can Memişoğulları) desteklenen 3D görseller ve makyaj/SFX efektleri (Saye Özçelik, Zeynep Duman) ile bedenlerin “içini” dışa vuruyor. Umut Rışvanlı’nın ışık tasarımı ise gerilimi ustalıkla yükseltiyor; karanlık ve aydınlık arasındaki geçişler, bedenin görünür/görünmez ikiliğini vurguluyor.

Ses katmanı ise oyunun en çarpıcı unsurlarından biri. Melek Ceylan’ın canlı ses performansı ve Güneş Bozkır’ın besteleri, bedensel hareketlerle senkronize bir ritim yaratıyor. Bu sesler bazen nefes nefese bir çığlık, bazen mekanik bir uğultu haline gelerek seyircinin kulaklarında toplumsal baskının yankısını bırakıyor. Kostümler (Hilal Polat) ise bedenleri hem koruyan hem teşhir eden bir ikilikte; soyunma ve giyinme anları, kimliğin katmanlarını soyar gibi işleniyor.
Autopsy, rahatsız edici olmayı bilinçli bir tercih olarak benimsiyor. Seyirciyi güvenli mesafeden izlemekten alıkoyuyor; Paribu Art’ın geniş sahnesi, oyuncuları izleyiciye yaklaştırarak ortak bir alan yaratıyor. Bu yaklaşım, oyunun politik alt metnini güçlendiriyor: Bedenlerimiz ne kadar bize ait? Gözetim toplumunda mahremiyetimiz ne kadar korunuyor? Normların dışında kalanlar hangi izleri taşıyor? Bu sorular, özellikle günümüz Türkiye’sinde cinsiyet, kimlik ve aidiyet tartışmaları bağlamında yankı buluyor – ancak oyun evrensel bir dille konuşuyor.

Performansın yoğun fizikselliği ve soyut dili, bazı izleyiciler için erişimi zorlaştırabilir. Metin yer yer geri planda kalıyor; duygusal katarsis daha çok bedensel yorgunluk üzerinden geliyor. Yine de bu, oyunun gücünü azaltmamış; aksine çağdaş performans sanatının sınırlarını genişletmiş. Üç oyuncunun beden kullanımı gerçekten olağanüstü: Gizem Seçkin’in kırılgan ama dirençli ifadeleri, Ufuk Fakıoğlu’nun kontrollü patlamaları ve Gökçe Uygun’un akıcı geçişler, sahnede unutulmaz anlar yaratıyor.

Sonuç olarak, Autopsy sezonun en cesur ve düşündürücü yapımlarından biri. Echoes Sahne, daha önceki işlerinde olduğu gibi (Khôra gibi) devised yöntemiyle özgün bir dil yaratmayı başarıyor. Paribu Art gibi yeni ve teknolojik olanakları yüksek bir mekanda sahnelenmesi, görsel-işitsel zenginliğini katmerliyor. Rahatsız olmayı göze alabilenler için dönüştürücü bir deneyim; “görmeyi gerçekten göze alabilir miyiz?” sorusu salondan çıkarken bile peşinizi bırakmıyor. Kaçırılmaması gereken, bedenin derinliklerine inen cesur bir otopsi.

yasam.kaya@gmail.com