Özgürlük Yürüyüşü – Selma (2014) / YAŞAM KAYA

2015 Oscar Ödülleri’nde ‘En İyi Film’ dalında aday olan, 1964 yılında, henüz otuz beş yaşında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen ABD Atlanta doğumlu Martin Luther King’in hayatından esinlenilerek çekilen ‘Selma’ filmi, 1965’te Alabama eyaletinin ‘Selma’ kentinden eyalet başkentine giden 87 km’lik yolda ‘ırkçılığa karşı’ gerçekleştirilen üç büyük yürüyüşü kendisine konu edinmiş! Ava DuVernay’ın yönetmen koltuğunda oturduğu yapımın senaryosu Paul Webb’e ait. ABD’deki toplumsal değişimi anlatma adına yola çıkan yapımcılar, olanı olduğu gibi anlatarak bir dönemin tarihine çarpıcı noktadan bakmayı başarıyor. Siyahi ırkın ‘oy kullanma hakkını’ almak için başlattığı bu değişim hareketi, dönemsel tarih filmi olmaktan çok, günümüz güçlü demokrasilerinin hangi badireleri atlatarak içinde bulunduğumuz zamana ulaştıklarını detaylandırmış. Filme geniş perspektiflerden bakmakta yarar var. Zira anlatılan öykü, Türkiye’ nin içinden geçtiği koşullarla inanılmaz benzer!

‘Selma’, Martin Luther King’in Nobel Barış Ödülü’nden sonra ABD Başkanı Johnson ile ‘özgürlük’ üzerine yaptığı görüşmelerle başlıyor. FBİ’ ın gerçek dinleme kayıtlarına dayandırılarak oluşturulan senaryoda, King ve adamlarının eylemsel hareketliliği yönetme biçimleri, Ku Klux Klan denilen faşist örgütle mücadeleleri ön planda. Siyahi ırktan gelen insanlara tanınan ‘oy kullanma hakkı’, eyalet valilerinin umarsız tavırları nedeniyle bilerek bürokratik engellere takılıyor. Kağıt üstünde haklarını elde eden insanlar, devlet içine kümelenmiş faşist memurlar tarafından engellenerek toplumdan dışlanıyor. King’ in dönemin ABD Başkanı Johnson’dan talepleri reddedilince, nüfusunun dörtte üçünü siyahi ırkın oluşturduğu ‘Selma’ adlı kasabadan eyalet başkentine, Washington’da bulunan Beyaz Saray’a kadar yürüyüşler gerçekleştirme planları yapılıyor. Yürüyüşlerden önce halkı örgütlemek için kendi ailesinden fedakarlıklar yapan King, siyah ırka karşı polisin acımasız tavrı karşısında duygularıyla mantığı arasında karar vermek zorunda. Uluorta öldürülen insanlar, polisin kameralara aldırış etmeden yüzlerce siyah insana uyguladığı gazlı coplu saldırı tüm ülkede büyük infial yaratıp, olayı toplumsal bir alandan alıp, ABD’nin ülke sorunu haline dönüştürüyor!

Yönetmen Ava DuVernay filminde tarihi detayları ön plana çıkarma derdine düşmeden, insanlık tarihinin dönüm noktası üç büyük barışçıl yürüyüşü kendisine çıkış yapmış. Özellikle köprü metaforundan başlayıp insanların özgürlüğe açıldığı kapı imajını yaratan DuVernay, Martin Luter King’ in yaşamından kısa kesitlerle beraber gösterdiği 1960 siyah ırkın ayaklanma olaylarını konunun içine doğru biçimde yerleştirmiş. Ana karakterlere eklediği çoklu yan karakterlerle gitgide büyüyen insan yığınlarının siyasi hayatı nasıl şekillendirdiğini izliyoruz.

Yönetmenin filmle ilgili en büyük artısı King rolündeki David Oyelowo. Oyuncunun Oscar’da ‘En İyi Erkek Oyuncu’ kategorisinde aday olmaması fazlaca düşündürücü! Ortadaki rol herkesin altından kalkabileceği türden değil. Ailesiyle bağlı olduğu siyah ırkın özgürlük mücadelesi arasında gidip gelen insanın duygusal/psikolojik analizini harikulade oynayan bir isim var karşımızda. Tüm film onun omuzlarında yükselmiş. Birkaç eylem ve tarihsel detay haricinde hemen her sahnede karşımıza çıkıyor. Tom Wilkinson, önceleri ‘siyah ırkın oy kullanma hakkını’ kabullenmeyip daha sonra çaresizce olanı kabullenme sürecinde ‘Başkan Johnson’ u doğru noktalardan yakalamış. Çatışma anlarında bilinmez bir girdaba giden ABD Başkanı’ nın tüm çaresizliğini rahatlıkla izliyoruz. Carmen Ejogo, ‘Coretta Scott King’ de konuda çok gözükmüyor, ama King’ in ailsel açmazlarını anlatmakta epeyce ustalık gösteriyor.

Ava DuVernay, ‘Selma’ filmini çekerken ’12 Yıllık Esaret’ filmi ile kıyaslanma derdine düşmüş müdür bilemem?! ‘Selma’ 2015 Oscar’da ‘En İyi Film’ ödülünü alırsa kimseler şaşırmasın. Ayrıca filmin anlatımı 1999 yılında beyazperdeye damgasını vuran ‘On Altıncı Raund’u akıllara getirmiyor değil!

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

la_ca_1021_selma