‘Eksik’ Kalmış Biraz, Gerçeğin ‘Eksik’ Yanları! / YAŞAM KAYA

Tiyatro oyuncusu Barış Atay’ ın ilk sinema deneyimi olan ‘Eksik’, sinemamızda daha önce denenen, ama sadece o dönemin içinde kalıp, olanı irdeleyerek, 1980 döneminin dışına çıkmayan yapıtlardan farklı bir film olmuş. ‘Neden-sonuç’ ilişkisi içinde, bir dönemin karanlık geçmişinin izlerini günümüzde arayan filmde konunun detayları metaforik göndermeleri içinde barındırarak yaşamın özüne devrimci bir misyon eklemeyi başarıyor. Atay, kendi içsel sesinin dışavurumunu apolitik tipteki karakterler üzerinden arayıp, aslında kendi değerlerine sahip, aydınlanmış kişilerin hayatlarını suçlayarak, ters açıdan şimdiki döneme mükemmel göndermeler yapmış. Barış Atay’ ın yönetiminde Özgür Emre Yıldırım, Nur Sürer, Uğur Polat, Şebnem Sönmez… gibi Türkiye’ nin karakter oyuncusu diyebileceğimiz isimlerini aynı potada buluşturan ‘Eksik’, kendi alanında farklı bir sesin izdüşümü!

Filmde 1980 askeri faşizminin yok ettiği bir aile karşımıza çıkıyor. Babasını gözaltında kaybedip, annesinin de darbeciler tarafından gözaltına alınmasıyla dedesi tarafından yetiştirilen Türker yıllar sonra annesiyle ve tanış(a)madığı kardeşi Devrim’le görüşmeye başlar. Türker’i asker kökenli dedesi ‘lümpen’ bir tip olarak yetiştirmiş, Türker’in ailesinin yaşadığı trajedi çocuğun başına gelmesin diye apolitik bir insan olarak hayatına devam etmesini istemiştir. Ama aileyle kurulan yakınlaşma, engelli kardeşle görüşmelerde ortaya çıkan duygusal bağlılık, geçmişle yapılan hesaplaşma herkesin hayatında ‘eksik’ kalan yönleri birer birer ortaya koyar.

EKSİK

Dedenin sol görüşlü oğlu yüzünden ordudan tasfiye edilmesi, annenin gördüğü işkenceler yüzünden sakat bir çocuk dünyaya getirmesi, Türker’ in (Deniz) kimseyi umursamayan bencil davranışları konu içindeki çatışmaları doğurup, 1980 yılından günümüze dek süren bir faşizmi üç ayrı dünya üzerinden bizlere göstermiş. Konuda gerçeğin ne olduğuna dair bir sorgu da var tabi. Türker’ in Devrim’le yakınlaşma süreci aradaki egoist buzları eritip, sonradan yerine oturacak taşları simgeleştirmiş. Özellikle sol kökenli insanların yaşadığı trajediden sonra ‘Devrim’ ismindeki çocuğun sakat olması, aslında ağır-aksak ilerleyen ‘sosyalist’ inancın metaforu olmuş. Türker ise tipik bir kapitalist, ama sonradan sonraya sosyal demokrat değerleri içine katan oportüniste dönüşmüş. Anne ise yılgınlıkla inancın tam arasında kalan mücadelenin simgesel hali!
Barış Atay ilk sinema filmi deneyiminde sadece yönetmen koltuğunda oturmayıp konudaki ‘Türker’ karakterini de oynamış ve ekibin içine kendi doğal oyunculuğunu katıp filmi gerçekçi boyutlara çekmiş. Arayış halindeki yaşamının duygusal devinimlerinde Atay’ ın sorgulayıcı duruşu belirginleşiyor. Özgür Emre Yıldırım’ ın ‘Devrim’ karakterinde yarattığı başarı öylesine keskin ki, filmin en can alıcı noktası bu karakterin olduğu bölümler. Ortada kusursuz bir oyunculuk mevcut. Nur Sürer’ in ‘Melek’te yakaladığı başarının sırrı, geçmişle şimdi arasında yaşanılan politik kavganın o’nun olduğu bölümlerde ortaya çıkması!

Barış Atay ilk sinema deneyiminde 1980 asker faşizminin yarattığı toplumu masaya yatırmış, bu tarzda çekilen önceki filmlerin aksine doğru hikayeleri ortak noktada buluşturmuş. Günümüz Gezi olaylarına kadar irdelenen politik yelpaze içinde başka başka dünyaların içinde savrulup kendi iç hesaplaşmanızı yapacağınız kesin! Belkide yaşamınızın ‘Eksik’ kalan yanları konunun içinde sizleri bekliyor olabilir (mi?) Neden olmasın ki, hepimiz aynı dünyanın nefesini içimize alıyoruz!

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar