Abba’ nın Müzikleri Arasında Parlayan Bir Müzikal: ‘Mamma Mia! / YAŞAM KAYA

2008 yılında Phyllida Lloyd’un yönettiği; Pierce Brosnan, Meryl Streep, Colin Firth ve Julie Walters gibi yıldızları da kapsayan geniş bir kadroyla sinemaya uyarlanan ‘Mamma Mia Müzikali’ geçtiğimiz günlerde İstanbul turnesi kapsamında Zorlu Performans Sanatları Sahnesi’nde izleyici karşısına geçti. Bundan tam 7 sene önce oyunun filmini izleyip belli başlı sahnelerine komediyle karışık duygu yüklü baktığımda, bu eserin birçok noktada ‘abartılı’ komedi olabileceğini düşünmüştüm. Tiyatrodan sinemaya aktarılan metinlerde yaşanılan ‘yer-zaman’ problemi ‘Mamma Mia’da ortaya çıktığı için filmden pek tat almamıştım. 2015 yılının hafif rüzgarlı ekim ayında izlediğim müzikal ise, Abba’ nın esrarengiz, gizem dolu şarkıları eşliğinde bizlere dans ziyafeti sundu. Ayrıca heyecanını yitirmemiş birbirinden muhteşem oyuncu kadrosu ile müzikalin ekibi hafızlardan kolay kolay silinmeyecek performansla rollerini tamamladılar. Biraz oyunun özeline inersek söylediklerim daha kolay anlaşılacaktır.

Konuda, Sophie adındaki genç kız annesi Donna tarafından Yunanistan’ın küçük bir adasında büyütülmüştür. Babasını hiç tanımamış olan hayat dolu genç kadın, düğününde babası tarafından damada teslim edilmeyi istediği için, kafasında psikolojik takıntılar oluşturur. Düğünden bir gün önce annesinin hamile kaldığı dönemde tuttuğu günlüğü ele geçiren Sophie, Donna’ nın o yıllarda üç ayrı erkekle aşk macerası yaşamış olduğunu öğrenir. Yani Sophie 3 baba adayıyla karşı karşıya kalır ve hangisinin gerçek babası olduğunu anlamak için üçünü de düğününe davet eder. Muhteşem şarkılarla ilerleyen olaylar farklı bir finalle sonuca doğru gider. Aslında biz buna şaşırtıcı final dersek daha mantıklı olur. Burada finali yazarak eserin gizemini bozmak istemem!

”Mamma Mia Müzikali, oyuncuların muhteşem performansı ile İstanbul sahnelerine damgasını vurdu”

Broadway’de tüm zamanların en çok hasılat yapan ve en çok izlenen oyunu olma özelliğini koruyan, İngiliz müzikal yazarı Catherine Johnson’un ABBA’nın 70’leri, 80’leri sallayan birbirinden muhteşem şarkılarından yola çıkarak yazdığı ‘Mamma Mia’ oyunu, 1999 yılından başlayarak dünyanın birçok yerinde 54 milyon seyirciye ulaşarak inanılmaz bir rekorla yoluna devam ediyor. 170’i aşkın şehirde sahnelenen müzikal, 17 farklı dilde oynanarak elde edilmesi mümkün olmayan bir başarıya imza atmış durumda. Shakespeare oyunlarını saymaz isek, farklı dilde milyonlarca kişi tarafından izlenilen tek oyun diyebiliriz ‘Mamma Mia’ya. Kıssa tanıtım bilgilerini de anlatıp nihayet oyunun kritiğine geçebiliriz.

Phyllida Lloyd‘ un yönetmenliğinde Benny Anderson ve Björn Ulvaeus ikilisinin müziklerini yaptığı müzikalde Richard Standing ve Sara Poyzer başrolleri paylaşan isimler. ABBA’ nın klasikleşmiş “Dancing Queen,” “The Winner Takes It All,” “Money, Money, Money” and “Take a Chance on Me” şarkılarını dinleyip Yunan adası Mamma Mia’da bir genç kızın tuhaf öyküsüne yolculuk yapıyoruz. Tabi bu yolculuk esnasında kafamızda müziğin yankılanan tınıları, sahnenin ardılında gelişen ‘baba bulma’ oyunu bitmek bilmiyor. Müzikalin yönetmeni olaylara sinematografik ögeler eklemek yerine, dansın etkili ritmlerini aralara serpiştirmiş. Lloyd bunun yanında oyuncuların karakter özelliklerini iyi analiz ettiği için, ‘Donna’ rolündeki Sarra Poyzer‘ı gösterinin tepesine oturtup seyirciye ‘bak bu işi bu kadın üzerinden cesurca götürüyorum’ diye beyinlere kazınan mesajı iletmekten çekinmemiş. Richard Standing ise Poyzer’ı sahnede öylesine etkili destekliyor ki, kahkahalar havada uçuşurken, üç baba adayının trajik görüntüsü akışın en önemli destekçisi oluyor. Zaten çatışmalı, hareketli bir komedi var ortada. Abba’ nın şarkı sözlerinin bile araya nünaslar katması -ki özellikle ‘Money Money’ göndermesi- dönemsel giyilen kostümlerin muhteşem görüntüsü, basit kurguyu izlenir kılan detaylar! Jhonson bana kalırsa kaliteli bir yazar değil. İşin sırrını teknik olay çözümlüyor. Sesin, dansın, ritmin, oyuncuların uyumu yazarı bir adım öne çıkarmış.

‘Mamma Mia’ yı ‘turne tiyatrosu’ olarak görüp geçmeyin sakın. Müzikaldeki oyuncular sanki ilk kez bu oyunu oynar gibi, ortaya bitmek bilmeyen olağanüstü performans koyunca insan sahneyi bakıp şaşırıyor gösteri boyunca. Niamh Perry‘ nin ‘Sophie’ rolündeki masum, cin fikirli rol analizi kusursuz. Zaten oyun o’ nun sırtında zirveye tırmanmış. Oyuncunun güzelliği sesiyle bütünleşince oturduğunuz koltukta mest oluyorsunuz zaten.

Yönetmenin herkesi şaşkına çeviren finali filmden bağımsız. Filmi izleyenler tiyatroyla ortak bağ kurmak için boşuna çabaladı gösteri sırasında. Yönetmen oyuncular arasındaki dramatik çatışmayı ‘ironi’ dolu şarkı sözlerinin ve dansın içine yüklediği için belki, oyunu bir solukta izliyorsunuz.

Müzikal, İstanbul ayağını tamamlayıp konusunun geçtiği Yunanistan’a doğru yolculuğa çıktı. Böylesi bir prodüksiyon İstanbul sahnelerinde ender bulunur.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com