Coen Kardeşlerden Politik Hollywood Komedisi : Hail, Caesar! (Yüce, Sezar!) / YAŞAM KAYA

4 Oscar’lı Coen kardeşlerin senaryosunu yazıp yönetmen koltuğuna oturduğu ‘Yüce, Sezar’ filmi, 1950’li yılların Hollywood sektöründeki bir grup sinema çalışanının enteresan hayatından kesit sunuyor. Ama kesit dediysem aklınıza tarihsel dönem filmi gelmesin. Coen zekasının bir ürünü yine, sinema sektörünün en popüler olduğu yıllarda prodüksiyon problemlerini çözmekle görevli Eddie Mannix’un çevresinde dönen olaylar zinciri sizleri kahkahaya boğacak. Televizyon başında nostalji yaparken dalıp gittiğiniz 50’li yılların aşk, dans, western filmlerinin içinden fırlayan karakterler aslında o dönemin koşullarında nelerle uğraşmışlar; sinema filmlerini çeken yönetmenler, prodüktörler nasıl o güzelim işleri hayata geçirmişler komediyle karışık konuda anlatılmış. 66. Berlin Film Festivali’nde ilk gösterimini gerçekleştirip, izleyenlerden tam not alan film 35. İstanbul Film Festivali’nde seyircisiyle buluşmak için gün sayıyor. Josh Brolin, George Clooney, Alden Ehrenreich, Ralph Fiennes ve Scarlett Johansson isimleriyle adeta yıldızlar geçidi sunan yapımda Coen kardeşlerin dine, politikaya, aşka ve en önemlisi sinema sektörüne karşı ironi dolu bakış açısını görüyoruz.

Konuda Eddie Mannix film şirketleri için çalışan bir düzenleyicidir. Şirketlerin yönetmenle, oyuncularla, senaryoyla yaşadıkları problemleri çözmekle görevli olan Mannix, Sezar filminin çekimlerinde bulur kendisini. Baird Whitlock adındaki biraz saf ve aptal oyuncu Sezar’ı oynarken bir grup komünist oyuncu tarafından kaçırılarak Marksist yazarların olduğu bir eve götürülür. Whitlock üzerinden amaçlarına ulaşmak isteyen bu yazar çizer takımı filmdeki komedinin ana unsuru olurken, Mannix ve sinema çalışanları Whitlock’u kurtarmak için yoğun çaba içine girecektir. Tabi bu olaylar yaşanırken westernin kabiliyetsiz oyuncusu Hobie Doyle aşk filmlerinde oynamaya başlamış, birkaç gazeteci Thora ve Thessaly Thacker ise tüm bu yaşanılanlardan haber çıkarma peşindedir. Olay içinde olaylar gelişip, sorunlar git gide büyürken komünistlerin kaçırdığı Baird Whitlock oyunculuk yeteneği dışında hiçbir zekası olmamasına rağmen kendisini kaçıranlarla politik atışmalara girişir. Bunun yanında Hıristiyan ve Musevi din adamlarıyla bir araya gelen Mannix, filmlerin içinde dini ögelerin kullanımı ile ilgili sözde yetkin kişilerden öneriler alır. Bu alınan öneriler Sezar filminde, Sezar’ ın İsa’nın asılmasına üzülmesine, hatta Tanrı ile ilgili konuşma yapmasına kadar uzanan absürd ve de komik olaylar zincirini oluşturacaktır.


Film kilisede günah çıkarmaya giden Eddie Mannix görüntüsüyle başlıyor. Son sahnede de aynı görüntüyü izliyorsunuz. Kendi bireysel sorunları içinde boğulan bu adamın çaresiz görüntüsü sadece Kilisede karşımızda. Coen kardeşler, 1950’li yılların McCarthy’ci politikalarından tutun da, dinin sanat üzerindeki etkisine ve Hollywood Onluları diye bilinen komünist yazarlara kadar geniş kesimi senaryonun içine dahil edip, ironiyle herkesi yerden yere vurmuş. Zaten konu ilerlerken ‘yönetmenler bu senaryodan nasıl bir etki yaratabilecekler?’ sorusunu düşünüp duruyorsunuz. İşte o sorunun cevabı Baird Whitlock’ un kaçırılması ve de sonrasında gelişen olaylar zincirinde. Prof. Marcuse karşısına aldığı ünlü oyuncuyla Marksizimle ilgili konuşup köpeğini susması için devamlı uyarması anlamlı bir taşlama. Köpeğin adı Engels olunca ve konuştukları ABD’ li ünlü oyuncunun klasik, politikadan anlamayan, aptal Amerikan vatandaşını temsil ediyor olması beni epeyce düşündürdü ve güldürdü. Bunun yanında dini öğretilerin illaki filmlerin içine konulması olgusu Sezar gibi bir filmle yerden yere vurulmuş. Coen’ler aslında bizlere film içinde film izletirken, Hollywood’ un filmlerle dünyayı saran misyonuna fena göndermeler yapmış.

Everest (2015), Sicario (2015).. gibi filmlerde oynayan ünlü yıldız Josh Brolin filmdeki kafa rol olan Eddie Mannix’ in hakkını fazlasıyla vermiş. Senaryodaki karmaşanın kilidi olan Brolin, oynadığı karakterin ‘düzenleyici’ rolü kendisiyle örtüştürüyor. Dağınık konuyu tek noktada toplayabilmek büyük yetenek ister. Coen kardeşlerin ‘bu salak rolü seni düşünerek yazdık’ demesine epeyce içerlenen, ama genelde saf-salak rollerde beyazperdede yer alan karizmatik oyuncu George Clooney, Sezar rolünü oynarken komünistler tarafından kaçırılan Baird Whitlock’la karşımızda. Hollywood’ un ‘din-politika’ ekseninde sıkışmışlığını Clooney üzerinden anlatan yönetmenler, baskılarla adeta bunalmış bir sektörün haykırışını dile getirmiş. Düşünün ki Sezar, İsa’ nın asılmasına ağlayacak kadar üzülüp filmde Tanrı’ nın varlığı üzerine mesaj veriyor. Beyazperdeye kahkahalar atarken sinemanın görünmeyen öteki gerçeklerini çözümlüyoruz. Hobie Doyle gibi yeteneksiz oyuncuyu canlandıran Alden Ehrenreich; DeeAnna Moran’da görünen Scarlett Johansson daha çok kamera arkasının sesi olmuş. Sinema sektörünün bayalığı onların rolü ile belirgin!

‘Yüce, Sezar’ da benim en çok güldüğüm sahne, filmin sonuna yakın komünist yazarların Sovyet denizaltısına yakınlaşırken ortaya koydukları müzikal görüntü. 1950’li yıllarda sadece olaya odaklanıp, abartılı roller kesen oyuncuların saçma davranışları bahsettiğim sahnede zirve yapıyor. Coen kardeşler yine yapacağını yapmış, 1950’li yıllarda altın çağını yaşayan Hollywood’la kıyasıya dalga geçip, sinema üzerindeki politik ve dini baskıyı muhteşem bir komediyle harikulade eleştirmiş.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com