Perge’nin Son Kraliçesi Jale İnan / AKGÜN AKOVA

Onu yalnızca Türkiye’nin ilk kadın klasik arkeoloğu olarak tanımlamak yetersiz kalır. Antalya ve Side müzelerinin kurulmasında büyük emeği olan Prof. Dr. Jale İnan, Anadolu’nun yer altında kalmış belleğini gün yüzüne çıkaran bir bilim insanı ve aydındı.

Bugün Antalya Müzesi’ni gezen çoğu insan, Yorgun Herkül heykelini gördüğünde onun parçalarının bir araya getirilişinin müthiş öyküsünü bilmez. Bu öykünün altında Türkiye’den kaçırılan tarihî eserlerin peşine inatla düşen ve heykelin üst bölümünün izini bir dedektif gibi süren Jale İnan’ın imzası vardır.

Herkül’ün alt bölümünü 1980’de Perge antik kentinde yaptığı kazılarda bulmuştu İnan. Sonrasında, 1990 yılında Özgen Acar’ın Amerika’daki bir müzede heykelin bir bölümünü gördüğü haberinin peşine düşmüş ve tüm engellere rağmen hazırladığı “alt” kalıpla Amerika’ya giderek ikisinin bir bütün olduğunu ispat etmişti. Bu gerçek karşısında itirazlar sona ermiş ve antik dönemin başyapıtı 2011’de, doğduğu topraklara, Antalya’ya geri dönmüştü. Ama ne yazık ki İnan’ın ömrü bunu görmeye yetmedi.

1914 yılında İstanbul’da doğan Jale Hanım’ın babası müzeci ve arkeolog Aziz Ogan, annesi Mesude Hanım’dı. Jale İnan Erenköy Kız Lisesi’nde okudu. Babasının elini tutup onun yanında kazılara gitmeye başladığında, kalbine arkeoloji merakının ilk tohumları serpilmeye başladı. 1934’te Alexander von Humboldt adına verilen bursu ilk kazanan öğrencilerden biri olarak Berlin’e arkeoloji okumaya gitti. Giderken hiç Almanca bilmiyordu ama belleği şaşırtıcı derecede güçlüydü. Üç ayda Almanca öğrenerek üniversiteye kaydoldu. Berlin Üniversitesi’nde arkeoloji okuyabilmek için Latince ve Grekçe de öğrenmesi gerekiyordu. Gece gündüz çalışarak bir yılda Latinceyi de öğrendi. Ardından Grekçeyi… Üniversiteye başladıktan bir yıl sonra bu kez Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği bursla okumaya devam etti. Doktoraya başladığında ise, II. Dünya Savaşı patladı. Türk öğrenciler de ölüm tehlikesi altında oldukları için devlet tarafından Türkiye’ye geri çağrıldılar. Kalmak ve eğitimlerine devam etmek isteyenler tüm sorumluluğun kendilerine ait olduğunu kabul eden bir kâğıdı imzalıyordu. Jale İnan da öyle yaptı. Korkusuz bir kadındı. Bu cesareti ve bilim aşkı onu at sırtında Anadolu’nun kıyıda köşede kalmış köylerine kadar götürecekti.

Dünyanın üzerine kara bulutların çöktüğü o günleri anlatırken şöyle diyecekti Jale İnan: “Gıda azalmaya başlamıştı, üniversite ve kitaplıklar ısıtılmıyordu. Bombardıman sayısı artmıştı. Sirenler çaldığı zaman havasız, rutubetli sığınaklara en kısa zamanda inmek zorundaydık. Yine bir akşam sığınağa inmiştik. Herkes çığlık çığlığa bağırıyordu. Ben de bir kenarda ders çalışıyordum. Kadının biri bana bağırarak ‘Sizin sinirleriniz çelikten mi?’ dedi. Ben de, ‘Hayır, sizinki gibi. Bağırmakla bombanın istikametinin değişeceğine inansam emin olun hepinizden çok ben bağırırım.’ dedim. Kadın sustu.”

Jale İnan doktorasını tamamlayarak Türkiye’ye döndü. O zamanlar üniversitelerin hiçbirinde Klasik Arkeoloji Kürsüsü yoktu. 1946 yılında kürsü kurulana kadar İstanbul Üniversitesi Eski Çağ Kürsüsü’nde çalıştı. Bu sırada Mustafa İnan ile evlendi. Mustafa İnan mühendisti. O zamanki adı Mühendislik Mektebi olan İTÜ’yü bitirmiş, doktorasını Zürih Üniversitesi’nde tamamlamış ve İsviçrelilerin kalması yönündeki ısrarlarına rağmen ülkesine hizmet etmek için geri dönmüştü. Jale ve Mustafa İnan Türk bilim tarihinin “müthiş çift”lerinden biri oldular. Yazar Oğuz Atay, Mustafa İnan’ın hayatını anlattığı önemli yapıtı “Bir Bilim Adamının Romanı’’nda Jale İnan’a da çokça yer verir. Jale Hanım eşi için, “En çok ellerini beğenirdim Mustafa’nın. Uzun ve güzel parmakları vardır. Yazarken, kalem kendi yürüyormuş gibi olurdu. Kaleme böyle bakardım hayran hayran, kalemin arkasından giderdim. İnsan böylece, farkına varmadan en zor problemleri kavrıyordu.” diyordu.

Jale Hanım’ın elleri de kocasınınkilerden daha az maharetli değildi. 1946’da Prof. Dr. Arif Müfid Mansel’in yanında asistanlığa başladı ve kendini Akdeniz’in kıyısındaki Side antik kentinde buldu. Ardından Perge kazılarında… Mansel’in ardından bu kazılara başkanlık etti. Side’deki Roma Hamamı’nın bugünkü Side Müzesi’ne dönüşmesi için büyük çaba harcadı. Onda büyük bir arkeologda olması gereken ilk şeylerden biri olan sabır fazlasıyla vardı. Toprağı kokluyor ve altında ne olduğunu anlıyor gibiydi. Issız dağ yollarından geçip vardığı, kaybolmuş gibi duran antik yapıları öğrencileri ve işçileriyle birlikte birer birer gün ışığına çıkardı. Gittiği bölgelerde tarihî eser kaçakçılarının talanı tehlikesiyle karşı karşıya olan antik alanlarda kurtarma kazıları yaptı. Üzerinde çalışma yaptığı Toroslar’daki Lyrbe bugün bir Pamfilya kenti olarak ayakta durmaya çalışıyor. 1949’da Side kazıları sırasında İnan ve Clemens Bosch bu dağ kentini ziyaret etmiş, Manavgat sınırları içindeki kentin agorasında dolaşmışlardı. 1972’de burada yedi yıl süren kurtarma kazılarına başlandı. Toprak altından çıkarılanlar arasında bilim adamları, düşünürler ve tarihçiler de vardı! Solon, Pisagor, Heraklit, Demosten’in de üzerinde yer aldığı Yedi Bilgeler Mozaiği bugün Antalya Müzesi’nde sergileniyor.

Jale İnan öğrencilerini yüreklendiren bir hoca oldu. Yayınladığı kitaplarla Anadolu uygarlıklarının bir bölümünün aydınlatılmasına önayak oldu. 1995’te de Türkiye Bilimler Akademisi’nin şeref üyesi olma onuruna ulaştı. 2001 yılında hayata veda edene kadar da mesleğini taçlandıran insanlardan biri olarak saygı gördü. Otuz beş yılını Perge ve Side antik kentlerine adayan Jale İnan’ın oğlu Hüseyin’e küçükken “Annen ne iş yapıyor?” diye sorduklarında şu yanıtı alıyorlardı: “Annem kırık heykel topluyor!” Bugün bir Akdeniz uygarlığı olan Pamfilya ve onun sanatı hakkında uzun cümleler kurabiliyorsak, bunu borçlu olduğumuz insanlardan biri de Jale İnan’dır. Onun topladığı “kırık heykeller” biz Türklerin yaşadığı coğrafyayı sanat ve bilim yoluyla anlamaya çalışma çabasından başka bir şey değildir.

Yazar : Akgün Akova – Fotoğraf : NEZİH BAŞGELEN/İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Antalya Böl. Arkeoloji Ar ş. Merkezi

KAYNAK: Perge’ nin Son Kraliçesi