SENİ SEVİYORUM TÜRKİYE: “Bu Çamaşırhanede Siz de Varsınız” / YAŞAM KAYA

Bakırköy Belediye Tiyatroları 21. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Türkiye prömiyerini yapan ve benim de 2017 Yılının En İyi 10 Oyunu listeme giremeye başaran Ceren Ercan imzalı “Seni Seviyorum Türkiye” ile sezon yolculuğunu sürdürüyor. Ceren Ercan adı bana hiçte yabancı değil. Köpeklerin İsyan Günü adlı oyunuyla ve daha önce yaptığı dramaturji çalışmalarıyla karşımıza geçen yazar, kalemini gerektiği yerde sağlam biçimde kullanan bir isim. Oyunu Bakırköy BT’ nin önemli ismi Yelda Baskın yönetiyor. İki mühim kişi aynı pota içinde bir araya gelince doğal olarak sahnede izlediğimiz öykünün kavramsal biçimde anlatmak istediğini damarlarımıza kadar hissediyoruz. Olay örgüsüne girmeden şunu açıkça söylemeliyim; daha çok psikolojik bir kaçış öyküsü olan sahnedeki olaylar, insanı yaşadığı dünyayla soyut biçimde yüzleştirip, daha çok isyan eden konuma sürükleyen bir yapıta dönüşüyor. Bu da zaten toplumsal olarak dönüşüm içinde oradan oraya savrulan insanların dünyasına ayna konumunda sayılır! Bu çarpıcı çalışmada ise Alican Yücesoy, Defne Şener Günay, İrem Sultan Cengiz, Emre Koç ve Damla Karaelmas Gökhan görev almış.

Yazar konuyu karakterler arasında gelişen olay zincirini baz alarak irdeliyor. Özellikle toplumun bir kanadının umutsuz biçimde ülkeye bakış açısını yansıtmak için çaba gösteren Ercan, yeninin içinde eskiden kapımızı çalan bazı değerlerin sorgulamasını gerçekleştirmiş. Evet, değişen dünya koşullarına göre insanlar, toplumlar, şehirler ve ülkeler değişiyor. Özellikle Türkiye gibi politik sorunlu bir coğrafyada yaşıyorsanız mutlaka ama mutlaka her on yılda bir toplumsal değişime hazır olmanız gerekmektedir. Kendisini pek sevmesem de, yazılarını ciddiyetle okuduğum Sevan Nişanyan bir yazısında Türkçe’ nin yabancı dillerle giriştiği etkileşimle kabuk değiştirmesinin normal bir olgu olduğunu, asıl sorunun bu dili konuşanların bunu nasıl içselleştirdiğine bakmamız gerektiğini söylemişti. Şimdi konuyla ne alakası var bu durumun? diyebilirsiniz! Şöyle ki; bir çamaşırhanede bir araya gelmiş insanların hikayesinden yola çıkarak yazılmış olan ‘Seni Seviyorum Türkiye’, kendi içinde toplumsal değişime kapılarını kapamış, bulunduğu yeri değiştirmek için mücadele etmeyen, bir nevi yenilmişlermiş duygularını tercüme eden hikayesiyle öne çıkıyor. Eskilerin tabiri ile “Kaş’a yerleşen yenilmişler” olgusunun masaya yatırıldığı öykünün içinde sizde bu eleştiriden payınıza düşeni alıyorsunuz. Çamaşırhane sahibi, bunalımdan çıkamayan kadın, devamlı kirli kalan insan, biraz abartılı duygular yaşayan kişi derken bir de bakıyoruz alakasız insanların ortak derdi var; yaşadıkları ülkeden şikayet edip, bulundukları alanı terk etmek! Yazar burada yine doğru bir tespit yapıyor. Mesela politik sorunlar sanki sadece bizim ülkemizde varmış gibi davranan karakterler değişime yön vermek yerine, suyun akışını değiştirmek dururken, tükenmişliğin verdiği psikolojik bunalımla hareket ediyor. Evet sorunlar çok, ama dünyada politik ve sosyolojik sorun yaşamayan bir coğrafya var mı? Yazarın kör göze parmak sokar gibi işlemediği konusu her açıdan kusursuz sayılır. Sürrealist ve grotesk öğelerle süslü anlatım biçimi bizleri oturduğumuz koltukta asla rahatsız etmedi. Olaylar sürerken devamlı farklı dünyalara girip çıktığımız için, anlatının içinde monotonluğu görmedik. Karakterlerin çıkış kapısı olmamasını, bu coğrafyayı severek yaşamak zorunda kalışları ise ayrı bir ironiyi oluşturuyor!

Yelda Baskın’ı 2008 senesinden bu yana takip eden bir eleştirmenim. Bugüne dek birbirinden farklı oyunlara, rejilere imza atan Baskın, yeniyi denemekten inatla bıkmıyor. Bu sezonun ‘en iyi rejilerinden birisi’ olarak gördüğüm ‘Seni Seviyorum Türkiye’de yönetmen, çok farklı sahne geçişlerini bizlere hissettirmeden, konunun akışını bozmadan başarmış. Rollerin birbiri içinde değişim gösterdiğine dikkat edersek, soyut-somut olgusunu fevkalede başarılı biçimde ele alan genç yönetmenin başarısıyla karşılaşıyoruz. Doksan dakika boyunca esprileri öylesine vurucu biçimde yerleştirmiş ki Yelda Baskın, siz toplumsal cinnetin içinde kendi kapınızın kontrollerini yapıyorsunuz. Danslar, şarkılar, seyirciyle kurulan sıcak iletişim yönetmenin ince zekasını bizlere yansıtıyor. Bölgesel entegrasyondan ülke genelindeki sorunsallara kadar bir gece içinde işlenen ve insanın başını döndüren olay zinciri, yine Baskın’ın siyasal gündemi analizi sayesinde on numara bir işe dönüşüyor. Melih Kıraç’ ın koreografide yarattığı ahengi arkasına alan grup, oyuncuların üstün yeteneğiyle amacına net biçimde ulaşmış. Alican Yücesoy, Emre Koç, Damla Karaelmas, Defne Şener Günay ve İrem Sultan Cengiz isimlerini birbirinden ayırmak imkansız. Sahnede ekip olarak bambaşka bir başarı mevcut. Ama ben burada hem metni mükemmel biçimde kavrayan hem de oyuncuların performanslarını ön plana çıkaran Yelda Baskın’ı kutluyorum. Bakırköy BT’ nin yeni oyununu siz siz olun, kaçırmayın!

yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar