İki Oyun İki Eleştiri: Madde 22 ve Sanat Yemekte Yenir mi? / YAŞAM KAYA

31. Enka Açıkhava Etkinlikleri kapsamında geçmiş yıllarda olduğu gibi yine tiyatro ile kurulan bağ unutulmamış. Enka bu konuda kendisini kanıtlamış bir kurum. Özellikle tiyatroya adanan destek öyle böyle değil. Geçtiğimiz sezon içinde bir türlü izleyemediğim iki oyunla ilgili davet gelince soluğu Enka’nın muhteşem açıkhava tiyatrosunda aldık. İnsanların yoğun ilgi gösterdiği yaz etkinlikleri, benim de çok uzun zaman sonra Ağustos ayında tiyatro izlememe neden oldu. İyi ki olmuş. Semaver Kumpanya’nın Işıl Kasapoğlu yönetiminde seyircisi karşısına geçen Sinematografik Tiyatro ‘Madde 22’ ve Semiha Berksoy Opera Vakfı’nın ‘Sanat Yemekte Yenir mi?’ adlı oyunları sezonun tarz anlamında öne çıkan farklı çalışmaları. Anlatılan konulara, gösterilen realitelere bakar isek söylediğim yargıyı daha net kavrayabiliriz.

Madde 22

Amerikalı yazar Joseph Heller’in kaleminden çıkan, II. Dünya Savaşı’nda İtalya yakınlarındaki uydurma ada olan Pianosa’da geçen Madde 22, savaşı yöneten algıları, savaşın bireysel ve toplumsal anlayış biçimini ağır biçimde eleştirir. Olayları baş kahramanı ve anlatının vicdanına dönüşen anti-kahraman Yossarian, ABD Hava Kuvvetleri’nde bombardıman uçağı kullanan bir pilottur. Hava filosu askerlere belirli görevleri tamamladıktan sonra askerlerin evlerine dönebilecekleri sözünü vermiştir. Ancak savaşı yönetenler pilotların görev sayılarını sürekli arttırarak oradan ayrılmalarını imkansız hale getirir. Savaş ağır biçimde insan kayıplarına sebep olmayı sürdürmektedir. Savaşın bürokratik baskısı Madde 22 denilen aptalca bir yönetmelikle kanunlaştırılır. Bu maddeye göre artan uçuş süresine itiraz eden bir subayın itirazının kabulü için tek şart akıl sağlığının yerinde olmamasıdır. Ancak bu itirazı yapabildiğine göre bu ayrıcalıktan faydalanamaz. Maddeye göre bu durumu algılaması aklı başında olduğunun bir ispatıdır. Yani Madde 22 kısır bir döngü; savaşan pilotlar ise sürekli insan öldürmekle görevli makinelerdir.

Işıl Kasapoğlu’ nun konunun sinema versiyonundan derinden etkilendiğini görüyorum. Geçtiğimiz sezon Sinematografik Tiyatro’nun zirveye çıktığı bir dönemdi. Sahnede tarihe mal olmuş konu, ABD’de Vietnam Savaşı sırasında insanların yakalarını “I’m Yossarian” dahi yazmalarına neden olmuştu. İşte böylesine önemli oyunda Serkan Keskin, Ahmet Kaynak, Berkay Şekerci, Cansu Saka, Ezgi Ulusoy Tamer, Onur Şenol, Güçlü Yalçıner, Mertcan Ertürk, Metin Alpargun, Sarp Aydınoğlu ve Selen Şenay şahane bütünlükte bir kadro oluşturuyor. Kasapoğlu savaşın saçmalığına, cisimleştirilen aptalca kanunlarla insanları zorla ölüm makinesi haline getirilmesine öylesine vurucu noktalarda değiniyor ki, siz oyunu izlerken ‘kara komedi’ tarzının bütün derinliğini beyninizde hissediyorsunuz. Serkan Keskin, Sarp Aydınoğlu, Sezin Bozacı üçlüsünün performansı karşısında diyecek tek sözüm yok. Özellikle birden fazla girilen roller nefes nefese geçen öykünün gidişatını hızlandırıyor. Fakat konunun dramaturjik anlamda yoğun tekrarları bulunuyor. Özellikle giriş bölümünde olayı anlamak için verdiğimiz mücadele insanı derinden sürüklerken, Işıl Kasapoğlu’nun deneysel reji çalışması ilgimizi yoğun olarak arttırıyor. Fakat sonrasında üç saate yakınlaşan oyun birbiri içinde tekrarları önümüze koyuyor. Yossaryan karakterinin delirdiğini ispat etmek için uğraşları içinde olay anti militarist tarza evrilirken Serkan Keskin’in muhteşem oyunculuğunu tek solukta izliyoruz.

Semaver Kumpanya’nın oyunu iki saat gibi süreyle sabit tutması, her açıdan kusursuz bir gösteriye dönüştürebilirdi Madde 22’yi. Deneysel reji, başarısız dramaturji ve enerji dolu kadrosuyla gösteri önümüzdeki sezon izlenebilir.

Sanat Yemekte Yenir mi?

Semiha Berksoy Opera Vakfı tarafından sahneye konulan Sanat Yemekte Yenir mi? kendi dünyalarında 30. evlilik yıl dönümünü kutlamak isteyen bir çiftin hikayesinden yola çıkıp, üç ayrı tiyatro oyuncusunun medyadaki sapkın aptallıkları eleştirmesini kendisine konu ediniyor. Selin Atasoy’ un kaleminden çıkan metin, Zeliha Berksoy’ un yönetmen koltuğunda komediyi anlamlı biçimde zirveye taşımış. Konuda Deniz Gökçer, Burçin Oraloğlu, Zeliha Berksoy ve Arda Meriçliler sahnede görev alan isimler. Aslında sahnedeki olayların tamamına baktığımız zaman fazlaca klasik bakış açılarını izliyoruz. Özellikle medya konusunda yapılan eleştiriler günlük dilde insanların birbirlerine karşı söylediklerinin ötesine geçememiş. Oyunda oynayan oyuncuların ustalıklarını buradan tartışmaya açamam, ama gösteride tartışmaya açacağım konunun başında bizi bize anlatan yargıların sığ döngüde kalmış olması diyebilirim. Evet kısmen eğlenceli olan olay bütünlüğü özellikle oyuncular üzerinden yürüyen denklemle konuyu izlenir hale dönüştürmüş. Zeliha Berksoy ismi tiyatromuz için önem teşkil ediyor. Oyunlarda izlediğimiz ve yıllar önce kendisinin reji koltuğuna oturduğu Mimar Sinan öğrencilerinin sahnelediği bir oyunda yaptığı başarılı çalışmalarına tanık oldum. Annesi adına kurduğu vakıfla tiyatro adına üretimler yapması tiyatromuz için ayrıcalıklı bir renk!

yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar