Kadının Tarihsel Hükmü, Erkeğin Çaresizliği! / YAŞAM KAYA

Moda Sahnesi, Thomas Jonigk imzalı ‘Torun İstiyorum’ adlı eserle tiyatro sahnesinde komedi anlamında kaliteli bir proje ortaya koyuyor. Kemal Aydoğan’ ın yönettiği oyunda sahnede ‘karakter’ bağlamında kaliteli oyuncular yer alırken, mizahi dille anlatılan öyküde karikatürün sahne tasarımına verdiği destekle beraber alışık olmadığımız sahne grafiğini gördük. 1966 doğumlu genç yazar Jonigk, 1990’lı yıllardan bu yana yazdığı oyunlarında toplumsal kuralların sahte yapılarını anlatıp insanların yaşadıkları hayatta kendilerini var etmenin güçlüğünü komedinin gücüyle çözmeyi başarıyor. Özellikle Almanlara Hitler döneminde dayatılan ‘sağlıklı aile kurma’, ‘aile kurup çocuk sahip olma’ olgusu toplumu derinden yaralamış; baskıyla, zorbalıkla ‘seçilmiş insan’ yetiştirme kavramı insanları istemedikleri hayatlara zorlayıp, aile kurallarını şekillendirmişti. Oyunda bunun üzerinden yürüyen yönetmen, Nazan Kesal, Münircan Cindoruk, Caner Cindoruk, Aslı Samat, Hülya Gülşen, Bülent Çolak ve Ahsen Özercan ile sahne başarısını kaliteli şekilde yakalıyor.

Moda Sahnesi kuruluşundan bu yana yaptığı çalışmalarda klasik ve modern tiyatronun seçkin örneklerini seyircilerine sunmayı bildi. Kemal Aydoğan’ ın zeki teatral yapısını düşündüğümüzde karşımıza çıkan oyunları sadece bir aktarım bağlamında düşünmememiz gerekiyor. Aydoğan her oyuna kendisinden bir parça koyup, düşünsel anlamda yaptığı projeyi hep destekledi. ‘Torun İstiyorum’ da bu söylediğimizin bir parçası. Bir anne ile küçük oğlunun arasında gelişen olayda; dindar olan annenin gay olan oğlunu zorla evlendirip torun sahibi olma hayalleri anlatılıyor. Fakat çocuğun ‘cinsel kimlik’ kavgası öyle bir noktaya geliyor ki, annenin hazırladığı oyun anneye bir silah gibi dönüp, geçmişte yaşanılan olayları ortaya döküyor. Çünkü çocuğunu evlendirmek istediği kızın bakıcısı kadın, evin babasını ayartıp, evliliği bozan kişi olarak karşımızda. Tüm bunlarla beraber evin büyük oğlu Klaus eve gelen kadından fena halde hoşlanınca işler çığrından çıkıyor.

Oyunu grotesk ögelerle destekleyen yönetmen, yazarın anlattığı komediye güncel durumlar eklemiş. Pederin evde elinin kanadığı sahnede sarf ettiği cümleler, siyasi gündemimizdeki bir videoyu akıllara getirdi. İnce espriler kullanan ekibi anlamak için oyunu pür dikkat takip etmemiz şart. Bir anın kesitinin aktarıldığı konuda, yemek sahnesine gelene kadar aradaki sürtüşmeleri, pederin çok gizli (!) para gündemini anlayıp konuya bir anda dalıyoruz. Zaten konuyu soluksuz takip ettiğimiz için, karakterlerin yaşadığı katharsisi beynimize kazıdık. Olay içinde olay, konu içinde konu derken Hitler’e yapılan gönderme, kritiğin başında belirttiğim konunun sahneye aktarılışında ana unsur oluyor. Oyunun ara ara kesilip yeniden oynanması ise yönetmenin metne kazandırdığı başka bir derinlik. Gösteri her durduğunda seyirci nefes alıp, yeninden olaylar içine giriyor.

Anne rolünde Nazan Kesal’a ve Norma’da Hülya Gülşen’e sahnede aşık oldum desem abartmamış olurum. İki kadının zıt görüntüsü eşliğinde çatışmanın seyrinin değişimi, sahnede yaşanılan kavgaların dönüşümünde taşların yerlerine oturması iki muhteşem oyuncunun temposuyla gerçekleşmiş. Oğul karakterinde Münircan Cindoruk ile evin ağabeyi Klaus’da Caner Cindoruk yine zıt algının oluşumunda etkin. Ağabey tamamen kadın düşkünü azgın bir erkekken, küçük kardeşin gay kimliği sahneye farklı tezatlık katıp, oyundaki ‘cinsel kimlik’ tartışmasını alevlendiriyor. Rahip’te Bülent Çolak oyuna nefes aldıran harika bir isim. Komedinin şekillendiği bölümlerde, kilisesine para kazandırmak için her türlü muameleyi sineye çeken rahibin komik anları abartılmadan gösterimi yerli yerinde. Gelim Adayı’nda Aslı Samat fiziksel görüntüsü ve şımarık tavırlarıyla dikkatleri üzerine çekiyor.

Bengi Günay’ ın alışılmışın dışındaki sahne tasarımı, karikatürize edilmiş sahne grafiğinin biçimsel anlamda derinlik kazanmasını sağlıyor. Zaten böyle tasarımlar sayesinde tiyatroda realist kimlikten sıyrılıp epeyce yol alacağımız kesin.

Kadının arzuları, istekleri karşısında gay olmasına karşın evlenmeyi kabul eden, daha sonra duygusal sebeplerle bunu reddeden, akabinde baskıyla bu durumu kabullendirmek istenen bir erkeğin trajedisi, toplumsal alanda kadının egosunun ne denli baskı unsuruna dönüştüğü, ‘Torun İstiyorum’da çok iyi anlatılıyor. Kemal Aydoğan’ ın ve ekibinin başarısına tanık olmak için gösteriyi kaçırmayın!

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com