Moonlight – Ay Işığı (2016): Aşkın Hiçsizlik Hali / YAŞAM KAYA

(Not: Bu yazı Yaşam Kaya’ nın sinematopya.com köşesinden alınmıştır)

89. Oscar Ödülleri’nde 8 dalda aday olup, geçtiğimiz yıllarda “Oscar Çok Beyaz” protestolarını yok eden “Moonlight – Ay Işığı”, Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2016’nın en iyi 10 filminden biri olarak seçildi. 74. Altın Küre Ödülleri’nde 6 adaylık elde eden film, sadece drama dalında En İyi Film ödülünü kazandı. 70. BAFTA Ödülleri’nde de 4 adaylık elde eden yapımı yönetmen Barry Jenkins yönetti ve senaryosu yine Jenkins tarafından Tarell Alvin McCraney’in In Moonlight Black Boys Look Blue kitabından uyarlandı. Bir insanın üç ayrı hayat kesitinin gösterildiği siyahi filmde, geçtiğimiz yıllarda Carol filminde işlenen “eş cinsel aşk” kavramı masaya yatırılıyor. Tabi kavramsal olarak cinsiyet ayrımı yapmaksızın filmde anlatılan “aşk” olgusunu tartışmamız gerekli. Trevante Rhodes, André Holland, Janelle Monáe, Ashton Sanders, Jharrel Jerome, Naomie Harris ve Mahershala Ali filmin kadrosunda yer almış, bir insanın çocukluğundan itibaren yaşadığı üç ayrı yaşam kesiti gözler önüne getirilmiş.

Moonlight filminin bizlerde bıraktığı izleri sürerken mümkün olduğunca geçmişe gönderme yapmadan “anı yaşama” durumuna göz atmamız şart. 1- Küçük, 2- Chiron, 3- Siyah başlıklarının takibinde Chiron adlı çocuğun yaşamının nasıl şekillendiğini izlediğimizde, ay ışığının duygusal etkisinden kurtulmamız pek mümkün olmuyor. Çocuk yaşında arkadaşları tarafından dışlanan Küçük Chiron, onlardan hızlıca kaçarken uyuşturucu satıcısı Juan’la yolları kesişir. Juan, küçük çocuğu alıp kız arkadaşı Teresa ile yaşadığı eve götürür. Çocuğun korku dolu bakışları altında gelişen dostluk, annesi Paula’nın araya girmesiyle sekteye uğrayacaktır, ama küçük siyahi çocuk yaşadığı berbat ev ortamından her kaçışında mavi ay ışığının gölgesi altında beraber vakit geçirdiği sevdiği adamın ve kız arkadaşının yanından ayrılmaz. Biraz büyüyüp genç bir çocuk olan Chiron, okulda “ırkçılık” bağlamında uğradığı psikolojik fiziksel şiddete karşı ses çıkarmaz, ama arkadaşı Kevin’e yakın durup yaşadıklarından kurtulmak ister. Kevin’le yine evden kaçtığı bir gün ay ışığı altında denizi izlerken yaşanılan yakınlaşma, küçük çocuğun hayatını topyekün değiştirecektir. Siyah adlı son bölümde arkadaşı Kevin’ in izini süren Chiron artık büyümüş, bir çetenin lideri olmuştur. Hayat onu istemediği bir alana sürüklerken, o ay ışığı altında deniz kenarında yaşadığı duygusal anı hiçbir zaman kalbinden atamamıştır.

Yönetmen senarist Barry Jenkins, ilk yazdığı-yönettiği filmle Oscar 2017’de elde ettiği 8 adaylığı anasının ak sütü gibi hak ediyor. Aşkın en saf halini, insan olmanın ne demek olduğunu tüm çıplaklığıyla anlatan Moonlight, bir erkeğin psikolojik biçimde duygusal gelişimini müthiş aktarıyor. Uyuşturucu bağımlısı bir annenin çocuğu olarak hayata tutunmak isteyen çocuk, sevginin gücünü keşfettikçe kadınlardan kaçıp, kalbinin sesini dinliyor. İlk bölümde ortaya çıkan Juan bir baba figürü biçiminde yerini alırken, ikinci ve son bölümde yetişkin halini gördüğümüz Kevin, annenin sıcak kollarını temsil etmiş. Anne sevgisini görmediği için erkek arkadaşıyla yakınlaşma yaşayan siyahi çocuğun hayatı, bir ay ışığının rahatlatıcı görüntüsü eşliğinde beyazperdede. Ay ışığı metaforunun altında sürüklenen erkeğin duygularını son sahnede öylesine keskin biçimde görüyoruz ki, aşkın en doğal hali işte o anda içimizi deşiyor. Fazlaca abartıya kaçmadan yazılan senaryonun romandan bağımsız biçimde olay örgüsünü yok sayması ve tek bir noktaya odaklanması hikayenin gücüne güç katıyor. Burada filmle ilgili şu ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum; durağan ilerleyen öykünün episod halinde seyirciye sunumu fevkalede iyi düşünülmüş. Anne-erkek çocuk arasındaki psikolojik gerilim son sahneye kadar ilerlerken, ilk sahnede karşımıza geçen küçük siyahi çocuk ne ise son sahnede gördüğümüz büyümüş kişide o. Görüntüde çok değişim var, ama içte saklı kalan aşk berraklığı ay ışığının muhteşem görüntüsü ile hep aynı kalıyor.

‘Siyah’ bölümünde olaylara damga vuran “en son sen öptüğünden bu yana kimse bu dudakları öpmedi” sözcüğünü öylesine derinden söylüyor ki, insanın kanını donduran sahne işte o anda beliriyor. Zaten hikayeyi izlerken aklımdan bir türlü ay ışığı manzarası çıkmadı. Yönetmen izleyicinin bilinçaltına oynadığı için, üç ayrı sahnede belleğimize kazıdığı bu görüntüyle filmin içindeki ilişki biçimlerini harikulade kesiştirmiş. Rhodes’in oyunculuğunu kusursuz bulduğumu belirteyim. Mahershala Ali ilk bölümde oynadığı uyuşturu satıcısı rolünde, aslında istemediği hayatı yaşayan insanın çığlığı. Küçük çocuğun sevgiye özlemini onun olduğu bölümlerde derinden hissettik. Naomie Harris’ın Paula’da yarattığı umursamaz anne tavrı bir çocuğun kaderini değiştirip, filmdeki tüm psikolojik analizleri içine alıyor. Oyuncunun başarısı tartışmasız harika. Anne-oğul çemberinde yaratılan “sevgi” gerilimi film boyunca beyninizin en derin noktasında! Zaten aşk olgusu annenin oluşturduğu dünyanın içinde gelişiyor.

Moonlight, kalbinizi derinden yaralayıp, şimdiye dek alışık olmadığınız “hiçsizlik” duygusunu damarlarınıza kadar size yaşatıyor. Moonlight, mavi bir ay ışığının denize vuran yansıması eşliğinde çocukluğunuzun en saf duygularını ortaya çıkaracak. Moonlight, aşkın en doğal halini sunduğu için, bu zamana kadar yaşadığınız tüm aşk ilişkilerinize sorgulatacak. Barry Jenkins öylesine harika bir filme imza atıyor ki, size kalan koltuğunuza yaslanıp olayın akışına kendinizi bırakmanız!

yasam.kaya@gmail.com