“Woyzeck Masalı” Toplumsal Erkleri Sorguluyor!YAŞAM KAYA

Tatbikat Sahnesi, 2017-2018 tiyatro sezonunu Goerg Büchner’ in yazdığı ‘Woyzeck Masalı’ ile açtı. Oyun iki sene önce sahnelerdeki yerini almış, bu dönemden sonra daha çok Ankara seyircisi ile buluşmuştu. Erdal Beşikçioğlu, geçmiş dönemde yaptığı işlerin kalitesini devam ettirmeye çalışırken, kalabalık kadro ile elini yine taşın altına soktu. Fakat her riskin olumsuz sonucu olabileceğini atlamamak gerekli. Sahnelerimizde oyunculuk anlamında şarkı söyleyip rol yapan sayılı oyuncu olması, Türkiye Tiyatrosu’nda böylesi işlerin çok zor gerçekleşeceğini bizlere gösteriyor. Fakat sahnedeki konuya her açıdan kötü diyemeyiz, ama işin özü, kalabalık kadronun disiplinini iyi sağlamaktan geçiyor. Ve anladığım kadarıyla 2015 yılındaki ilk “Woyzeck” denemesinin üstüne çokça şey konulmamış. Erdal Beşikçioğlu yönetmenliğiyle yeniden karşımızda olan ve 38 oyuncu, 6 müzisyenden oluşan rock müzik ‘Woyzeck Masalı” sahne yolculuğuna devam ediyor. Beşikçioğlu, Tom Waits ve Nick Cave’den sonra Woyzeck Müzikali yaparak, kendisini bu iki ismin yanına koymayı tercih etmiş. Oyuna giderken kafamdaki düşünce, sahnedeki yapılan işin, iki isimin yaptığı işle ne derece benziyor oluşu idi?

“Woyzeck”, bir halk hikayesinden yola çıkarak yazılmış kısa bir oyun.”Woyzeck”in yazarı Georg Büchner kısacık hayatına sığdırdığı böylesi konuyla aslında dünya sistematiğinin temel yapı taşını yazmış oldu. Basit kurgunun içinde savaşa giden erkek ve o erkeğin geride bekleyen kadını var. Aşk var konuda; evlilik dışı dünyaya gelen çocuk, kıskançlık, savaşın sonunda sevgilisini bulamayan askerler var. Aşık olduğu insanı kıskanan insanların çaresizliği var. İnsanların yaşamlarını sözüm ona düzene sokan, insanları sebepsizce yargılayan, herkesi ahlak üzerinden ayrıştıran toplum var. Oyun aslında abartılacak düzeyde kaliteli metin değil. Çok fazla didaktik yazılan konu, farklı tarzların gelişiminde insanlara sunulduğu için ayrıcalıklı havada gözüküyor. Erdal Beşikçioğlu bu oyunu aslında 2015 yılında ilk kez tiyatro sahnesine çıkardı, ama yenilediği kadrosu ile 2017 yılında konu yeniden seyirciyle buluşmaya başladı. Ahlak bekçiliği içinde oradan oraya savrulan insanların görüntüleri grotesk öğeler kullanılarak, canlı müzik eşliğinde verilmiş. Konuyla ilgili değerlendirme yapacağım, ama sahnedeki oyuncuların diğer gösterimlere göre daha profesyonel olduğunu belirtmem lazım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Konunun özünde oluşan ‘ahlak bekçiliği’ olgusu ülkenin sosyolojik gerçekliğiyle örtüşüyor, bunun dışında konunun dikkat çekici noktası pek yok. Onur Yüce’nin insanın sınırlarını zorlayan protest, grunge müzikleriyle kendisini gösteren yapım, Binnaz Dorkip’ in başarılı koreografisi ile yapıcı bütünlüğe doğru ilerlemiş. Geniş biçime her oyuncu için ayrı başlık açmam zaten imkansız, ama anlatılan olaylarla müziklerin aynı potada buluşmasında keskin ifadeler biçimsel olarak sahneye yansıyor. Beşikçioğlu, oyuncuların sahne performansıyla çokça uğraştığı için konunun akıcılığını dikkate almamış. Bu noktadan hareketle, olayların bütünsel olarak zayıf kaldığını görüyorum. Woyzeck’ in toplum kıskancından çıkıp kendisini var etmesinin imkansızlığını görürken, ortaya çıkan örgüde kısım kısım boşluklar olduğu gün gibi aşikar.

1830’lardaki “Woyzeck”, o dönemin vahşi koşulları ile egemenlerin hakimiyetindeki dünyanın faşist zorbalığını yaşayan yoksul bir adamın ahlak kriteri ile kendi hayatı arasındaki sıkışmasını anlatıyor. Woyzeck’in Maire ile aşk bağlamında yaşadıkları önde görünürken, geri planda insanlara yapılanlar asıl konu yerine geçiyor. Konunun özünde oluşan ‘ahlak bekçiliği’ olgusu ülkenin sosyolojik gerçekliğiyle örtüşüyor, bunun dışında konunun dikkat çekici noktası pek yok. Onur Yüce’nin insanın sınırlarını zorlayan protest, grunge müzikleriyle kendisini gösteren yapım, Binnaz Dorkip’ in koreografide gösterdiği başarı ile dikkatleri üzerine çekiyor. Müziklerin kusursuz biçimde güzel olduğunu söyleyebilirim. Ama oyunun reji anlamında çok noktada insanın kafasını kurcalayan noktası bulunmakta. Yüzbaşı rolünde Ömer Akgüllü, Woyzeck’te Korhan Başaran, Bando Çavuşu’nda Melih Efeçınar, Doktor rolünde ise Kıvanç Kürkçü sahnede ciddi bir emek sarfetmiş. Marie için ayrı başlık açıyorum, çünkü oyunun nirengi noktası olan karakteri Gizem Erden harikulade bir çalışmayla anlatıyor. Ekip, ekip olmanın ne demek olduğunu sonuna dek göstermeye gayret etmiş. İsim bazında değil ama grup olarak müziklerin yoğunluğu altında oyuncuların performansı hep geri planda kalıyor. Woyzeck Masalı, rock müzikali adı altında sunulduğu için çarpıcı bir proje gibi görünüyor. Seyircinin bu oyunu tatması önemli tabiki.

yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar