LADY MACBETH (2016):CİNSEL BİR BAŞKALDIRI” / YAŞAM KAYA

36. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini gerçekleştiren, Rus yazar Nikolai Leskov’un 1865 yılında yazdığı romanı “Mtsensk’in Lady Macbeth” ten oyun yazarı Alice Birch tarafından kurnazca uyarlanmış olan “Lady Macbeth”, Kuzey İngiltere 19. Yüzyıl dünyasında çaresiz bir kadının cinsel özgürlüğünü arayışını anlatıyor. 1800’lü yılların İngiltere’sinin cinsiyet hiyerarşisinde kadınların hor görüldüğü, erkeğin kendi egemen kültürü çerçevesinde cinsiyetçi şekilde kadına hükmetmesi kölelik sisteminin bir kopyası niteliğinde. Shakespeare’ in yazdığı en kısa oyunu olan ‘Macbeth’, krallık savaşı içinde verilen mücadeleyi kendisine konu edinir. Burada kocasının iktidarı alması için mücadele eden ‘Lady Macbeth’ işlediği cinayetlerle, söylediği yalanlarla, oluşturduğu kurgularla İskoç kraliyet dünyasının düzenini altüst eder. Gücü temsil etmesi açısından, günümüze yakın bir dönemde geçen filmi William Oldroyd yönetirken, bu çarpıcı yapımda Florence Pugh, Cosmo Jarvis, Naomi Ackie, Paul Hilton, Christopher Fairbank rol alıyor. Viktorya döneminin başyapıtı diyebileceğimiz oyunun sinema uyarlaması insanı kendisine çeken cazibe merkezi niteliğinde!

Dostoevsky’nin edebi gazetesi Epoch’da Leskov’un ilk yayınlanan romanı, Çarlık Rusyasında bir taşra kasabasında suç ve cezanın cılız bir benzeşmesidir. Shostakovich daha sonra hikayeyi 1934 yılında operaya uyarlamış ve Stalinist kuralları çiğnemek suretiyle kariyerine neredeyse son vermiştir. 2016 Toronto Film Festivali’nde ilk kez prömiyer yapan Oldroyd’nin İngilizce uyarlaması sıkı bir bütçeyle etkileyici bütünlük sundu. BBC Films ve İngiliz Film Enstitüsü tarafından desteklenen bölgesel bir film finansman programı kapsamında 500.000 pounda (670.000 ABD Doları) mal olan yapımın bağlayıcılığı harikulade!

Shostakovich’in aynı adlı şarkısına ilham kaynağı olan 1865 yılının romanı Mtensk Bölgesi’nden Lady Macbeth’e dayanıyordu. Andrzej Wajda tarafından 1962’de Sibirya’lı Lady Macbeth adıyla çekilen ilk film, bundan sonraki gerçekleştirilecek bu tarz konulara esin kaynağı oldu. Birleşik Krallık’ ın gelmiş geçmiş en büyük yazarı Shakespeare’ in ünlü oyunu gününümüz koşullarına güncellenerek sanata damga vuruyor tüm hızıyla. Madame Bovary’den Anna Karenina’ya, Lady Chatterley’ye kadar tanıdık bir edebi niteliği sembolize eden ‘Macbeth’, bir satış sonrası yaşlı kocasıyla başbaşa kalan, yürüme özgürlüğü bile elinden alınan güzel bir kadının çaresiz isyanını öne çıkarmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1865’te genç gelin Katherine ( Florence Pugh, babası tarafından maden zengini yaşlı ve de korkunç suratlı Boris’e (Christopher Fairbank) bir paket anlaşma ile satılıyor, Boris’in oğlu Alexander (Paul Hilton) cinsel açıdan sadist duyguları olan, güzel kadını köle gibi ezmeye niyetli bir sapkındır. Zaten insani biçimde hiçbir hakkı olmadan pazarlanan Katherine, evin gelini olmaktan çok, iş dünyasından bunalan iki erkeğin sadistçe kölesi konumuna dönüşür. Bu noktadan başlayarak kendisine çıkış arayan genç ve güzel kadın peşine koyulan engellere rağmen Sebastian (Cosmo Jarvis) ile cinsel açından yakınlaşma içine girip, kocasını, kayınpederini uygulamak istedikleri düzenle yokeder. İçindeki cinsel açlığı delice doyuran kadın, sonucunda işkenceye dönüşecek olan yakınlaşma ile öcünü feci biçimde alacaktır.

Irkçı eleştirilerin yoğun biçimde yaşandığı konuda, Katherine rolündeki Pugh, bendensel güzelliğinin cazibesini öylesine muhteşem kullanıyor ki, filmdeki erotizm aslında gücün sex yoluyla kadının en kutsal değeri olduğunu kanıtlıyor. Burada para karşılığı satılmış olan kadının babasının ve kayınpederinin oluşturduğu sisteme başkaldırısını izliyoruz. Konunun Shakespeare vari olmasının nedeni, ne olursa olsun kadın kafasına koyduğunu detaylı biçimde gerçeğe dönüştürüyor olmasından kaynaklı. Pugh, Katherine’de Yunan trajedi boyutlarının tamamen dehşet verici bir anti-kahramanı olarak ortaya çıkmış. Yeterki kadın istesin, size düşen onun düşüncelerine boyun eğmeniz! Christopher Fairbank karakter yaratmadaki ustalığını öylesine keskin kullanıyor ki, filmde karşımızda bir an canavara dönüşmüş bir insan gördük. Paranın herşeye hükmedemediğini algıladığımız an, Lady Macbeth’ in tarihsel gücü suratımıza bir tokat gibi iniyor. Boris’ in üzerinden irdelenen işkence ve dayak unsurları, klasik İngiliz ırkçılığa nokta atışı gönderme yaparken, filmin sonunda yüzleştiğimiz gerçek Kuzey İngiltere’ nin sapık algısını yerle bir ediyor. Sebastian’ ın (Cosmo Jarvis) Anna’ya karşı işlenen tacize başkaldırması konunun en dikkat çekici noktası!

Yönetmen William Oldroyd, doğanın eşsiz güzelliği içinde dört kişilik sıkıştırılmış Layd Macbeth öyküsünde müziğin verdiği zerafetle opera tadında güzellik yakalayabiliyor. Özellikle tragedya kavramının dört karakter arasında paylaşılmış olması yönetmen için eksi puan gibi gözükse de, konunun evrensel boyutu dar alana sıkışıp kalan karakterlerin çıkış kapısı oluyor. Erotik görüntülerin bolca kullanıldığı ve birçok bölümde insanın başının dönmesine neden olan seks bütünlüğüyle ‘Lady Macbeth’ kusursuz bir şaheser. Filmde tek eleştirdiğim nokta, Katherine’nin sıkıcı ev hanımlığından acımasız seri katile aceleci sıçraması, isyancı bir kadının tehlikeli histerik hareketini psikolojik olarak da mantıksız hale dönüştürmüş. Toronto Film Festivali’nde övgü üzerine övgü olan yapımı izlemenizi kesinlikle öneririm!

yasam.kaya@gmail.com