GECE SEMPOZYUMU : “Psikolojik Algıyı Hırpalayan Başyapıt! / YAŞAM KAYA

Eric De Volder’in oyunundan sahneye uyarlanan, yönetmenliğini Mesut Arslan’ın üstlendiği ‘Gece Sempozyumu’ adlı oyunu geçtiğimiz hafta Zorlu PSM Sky Lounge’da izledik. 22. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde seyircisi karşısına geçene enteresan ve bir o kadar da çarpıcı gösteri, Mesut Arslan’ ın Türkiye’de şimdiye dek yaptığı farklı işlere bir yenisini eklemesini sağlamış. Yönetmenin bundan önce Türkiye genelindeki hemen tüm oyunları izleme şansım oldu. Yeniyi korkmadan cesurca sahneye koyan Arslan, insan psikolojisinin derinliklerine kadar uzanmamızı sağlayan sıradışı bir işle hepimizi ters köşeye yatırmayı başardı. Oyunla ilgili kritiklere geçmeden önce, gösteride Güven Kıraç, Serhat Kılıç, Derya Alabora, Ersin Umut Güler, Yaşar Bayram Gül ve Pervin Bağdat isimlerinin rol aldığını belirteyim.

Gece Sempozyumu başlı başlına ‘Absürd Tiyatro’ teknikleriyle bezeli farklı bir gerilim. Ben bu oyuna ‘Gerilim Tiyatrosu’ demekten yanayım. Ortada olmayan bir baba ve o babanın peşisıra çocuklarıyla çatışmalar yaşayan bir anne, erkek çocukların kız arkadaşı ve evde yer alan hizmetçi adam… Tüm bunların ilişkisinden ortaya çıkan durum ise, babalarının mallarına el koymaları için, babalarını ezerek bitmesini sağlamak isteyen zavallı bir annenin hezeyanları! ‘Zavallı’ diyorum, çünkü Freud’ un dediği gibi; bir kadın olarak kendi fiziksel yetersizliklerini başkalarını ezerek kullanmaya çalışan bu kadın eşinin her şekilde ölmesini istiyor. Tipik günümüz kadın modelinin altından yatan gerçek ise şu: Çevresinde kendisinden başka güç odağı olmasın. Oyunda bunu açıkça görüyoruz. Hizmetçiyi ezmekle işe başlayan üç çocuk sahibi kadın, sonrasında sistemli olarak çocuklarını, daha sonra da çocuklarıyla görüşen bir kadını sindirmeye çalışıyor. Mesut Arslan’ ın ortada duran gerilime bakış açısını çok beğendim. Biz izi olmayan baba ile ailesel kaosun tüm derinliklerine bakarken, kadının kendi egemenliği için ne kadar çirkinleşebileceğine şahit oluyoruz. Bir sahnede babasının elinden dükkanını alması için erkek çocuğu (Serhat Kılıç) yönlendirme peşindeki anne, aslında tüm çıplaklığıyla kendi zavallılığını sergiliyor.

Konuyu yapısal olarak incelediğimiz zaman toplum ile birey arasındaki açmazları eleştiren ayrıntıları görebiliriz. Hizmet etmekle görevli uşağın her şartta her olana ‘evet’ demesi, insanların karşı cinsle kurdukları bağda geleneksel aile bağından sıyrılamayışı, anne – erkek çocuk ilişkisindeki duygusal saçmalıklar detaylarıyla sahnede yer bulmuş. Sahne yapısının ilginç düzeni ile ortada dönen büyük büyük topaçlar, döngüsel ilişkinin her zaman kendisini sonlandırdığına – sonlandırmak zorunda olduğuna dikkat çekiyor. Zaten oyunda topaçın bitim anlarına dikkat etmek gerekli. Topaçla beraber anlatımdaki eylem de sona eriyor. Biz sahnedeki topaçları döndürenlerin kendi çaresizliklerini gördükçe, ızdırap içinde kıvranan çocukların dünyasına ulaşıyoruz.

Derya Alabora’ nın anne rolündeki gaddar görüntüsü, yazarın ve yönetmenin anlatmak istediği dünyayla birebir aynı. Sözde gaddar olan bu kadın daha sonra kendi çaresizliği ile yok olma tehlikesi geçiriyor. Yalnızlığının içinde boğulan zavallı kadın, üç çocuğunu kendi psikolojik dünyasına hapsedip, ortada olmayan babayı bitirmeye çalışıyor. İşte Alabora, tüm gerilim ve psikolojik şiddet sahnelerinde, ayrıca anne – çocuk ilişkisinin ‘id’ ile süslü hayvani dürtülerde mükemmel bir performans ortaya koyuyor. Serhat Kılıç, Ersin Umut Güler ve Yaşar Bayram Gül’ ün erkek çocuk analizleri her açıdan ortadaki gerilimi katkı sunan önemli ayrıntılar! Özellikle anneye isyan edemeyen, kişilik bunalımı içinde oradan oraya savrulan karakterler, genç bir kızla ilişki kuramayacak kadar aciz! Üç oyuncu rolünün hakkını sonuna kadar vermiş. Güven Kıraç’ ın ‘hizmetli’ ve son sahnede görülen ‘baba’ rolü ise oyuncunun karakter yaratmadaki ustalığını bir kez daha gözler önüne serdi. Pervin Bağdat’ ın saf kız altında yatan duyguları aktarmadaki yeteneği her açıdan kusursuz!

Mesut Arslan’ ın yönetimsel anlamda, oyuncuların sahneyi 360 derece kullanımına olanak tanıyan yapısal düşüncesi tek kelime ile mükemmel! İnsanın akıl sınırlarını zorlayan topaçlar ise öylesine keskin sahnelerde kullanılıyor ki, oturduğunuz yerde anlatının gerilimine kendinizi ister istemez kaptırıyorsunuz. Gece Sempozyumu, 22. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’ nin en iyi gösterisi diyebiliriz.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar