Alice Müzikali: “Serdar Biliş Rejisi’ nin Cezbedici Çekiciliği! / YAŞAM KAYA

Geçtiğimiz dönemlerde yaptığı çarpıcı rejilerle adını Türkiye Tiyatrosu’ nun tam merkezine kazıyan genç yönetmen Serdar Biliş’ in liderliğinde, Zorlu PSM tarafından sahneye aktarılan ‘Alice Müzikali’, Oxfordlu matematikçi Charles Lutwidge Dodgson tarafından Lewis Carroll takma ismiyle yazılan farklı bir eser! Alice Harikalar Diyarında/Alice in Wonderland, bugüne kadar 174 dile çevrilerek dünya edebiyatının sıradışı edebi metinlerinden birisi olmayı sonuna kadar hak etmiş. Oyunda Serenay Sarıkaya, Ezgi Mola, Enis Arıkan, Şükrü Özyıldız, İbrahim Selim ve Merve Dizdar görev alıyor.

Serdar Biliş’in reji koltuğuna oturduğu gösterinin detaylarına az sonra geçeceğim. Özellikle popüler kültürde çokça bilinen eserin seçimi on numara bir tercih olmuş diyebilirim. İlk bakışta insanda ‘acaba’ diye kafada soru işaretleri uyandıran, çocuk müzikalini andıran ismiyle oyun, aslında güncel bir takım olguları karşımıza koyuyor. Bugüne kadar sinemada, tiyatroda defalarca kez denenen yapıtın felsefe açısından insan zihnini yoran noktaları var. Günümüze uyarlanan müzikalde Alice adlı karakter sahnede karşımızda. Anne baba şiddetini duymamak adına sürekli odasına kapanan genç kız, telefonuna indirdiği uygulamada karşısına çıkan tavşanla konuşmasıyla olaylar başlıyor. Sanal bir dünyada kendi mutluluğunu aramaya başlayan Alice’ in hikayesine girerken, 21. yy dünyasının telefonlara, bilgisayarlara hapsolmuş gerçek dışı yaşamına tanık oluyoruz. Aylin Alıveren ve Murat Uyurkulak’ın uyarladığı metnin özellikle dijital teknoloji kullanılarak sunumu, hani asıl öyküde olduğu gibi, masalsı dünyanın günümüz profilindeki karşılığı olmuş. Video teknolojisi ve ışık oyunları içinde oradan oraya koşuşturan oyuncular, hayali bir masalı günümüz gerçekliliğine yakınlaştırma adına epeyce yorucu bir performansın içindeler.

Tabi kritiğin derinliklerine iner isek, bu gösterinin Türkiye şartlarının çokça üzerinde bir algıyla sahneye aktarıldığını anlarız. Serdar Biliş rejilerinde dikkatimi çeken en önemli nokta; farklının peşinden giden, denenmemişi denemek için uğraşan bir algı var! Alice’ in döktüğü gözyaşları içinde yüzerek kendi öz dünyasından hayalinin içine girişi, salonda yerinde oturan seyirciyi cebinde hapsolmuş telefonun içine doğru itiyor. Işıktan dev küpler, oyuncuların sahne içinde dansları, uçuşan karakterlerin gerçekliliğin içinden kaçışı… derken müzikal hem anlatımıyla hem de sunumuyla görsel bir şölene dönüşmüş. Ama burada karşımıza çıkan iki önemli problem mevcut. Birincisi; ekibin anlatıma yoğunlaşması mı doğru olurdu? İkincisi; fazlaca iç içe geçmişlik daha çok gösteriye karmaşaya mı sürüklüyor? Elbette her iki sorunun karşılığı bana kalırsa ‘evet’, fakat yaptığınız işin gişe kaygısını gözardı edemezsiniz! Ama bu iki olumsuzluğa rağmen yönetmen mucizevi şekilde Alice dünyasının profilini sanatsal açıdan şahane aktarıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Karşımızda zor oyuncular var. Enes Arıkan, Merve Dizdar… harici tiyatrodan gelen isimler değil sahnedeki oyuncular. Alice rolünde Serenay Sarıkaya, Tavşan’da Enis Arıkan, Kraliçe’de Ezgi Mola, Çılgın Şapkacı rolünde Şükrü Özyıldız, Merve Dizdar Cheshire Kedisi’nde, İbrahim Selim ise Kral karakterinde sahnedeki yerini almış. Öncelikle yönetmenin ilmek ilmek oyuncular üzerinde çalıştığı aşikar. Fakat Enes Arıkan’ ın neden müzikal boyunca aynı ses tonunda konuştuğunu çözemedim. Burada oyuncunun performansını ‘komedi’ anlamında çok iyi bulduğumu belirteyim. Serenay Sarıkaya’ nın Alice performansına şapka çıkarılır. Sanki yıllarca tiyatro sahnesini arzulamış bir oyuncunun patlama noktasını izliyoruz. Harikalar diyarına geçtikten sonra Alice’ in annesiyle yani Kraliçe ile yüzleşmesi psikolojik açıdan etkileyici. Sarıkaya’nın şarkıları yorumu, dans performansı ve görsellikte yarattığı kararlı tutum insanın oyuna olan bağlılığını arttırıyor. Eser içinde çokça günümüz Türkiye dünyasına yapılan göndermeler, bazı basit şarkı seçimleri mevcut. Bazen ‘keşke’ diyor insan, özellikle ‘gitme sana muhtacım?’ ortadaki konuyla nasıl bir alaka kuruyor, cidden düşündürücü. Serdar Biliş, çarpıcı reji için çok emek vermiş, ama araya katılan basit espriler bunu gölgeliyor. Yönetmenin bunları iyice düşünmesi faydalı olurdu. Evet popüler kültür oyuncularını izlemek için tiyatroya koşan seyirciler için bir şey yapılmalı idi, fakat yapılacak olan sanatsal bağın daha güçlü kılınmasına yönelik adımlar olurdu.

Oyunun müziklerini Sabri Tuluğ Tırpan hazırlamış, koreografisini ise Beyhan Murphy gerçekleştirmiş. Müzikler konusunda fikrim ortada, net! Kısmen başarılı çalışmalar mevcut. Ama koreografi denince orada durmak lazım. Müzikalin bel kemiği diyebileceğim bambaşka görsel şölen var ortada. Cem Yılmazer’ in başarılı ışık tasarımı, özellikle devasa sahnede yaratılan atmosferin en önemli unsuru!

Sahneye sadece eğlenmek için bakarsanız ortadaki çalışmanın kalitesinden gitgide uzaklaşırsınız. Eğer sahnede izlemek istediğiniz beğendiğiniz bir oyuncu ise o zaman yine gösteri sizin için küçük bir algıya dönüşür. Ama sahnedeki prodüksiyon sizin dikkatinizi çekiyor ise, işte o zaman Alice Müzikali’ nin her noktasını hissetmişsiniz demektir. Serdar Biliş ve ekibi bahsettiğim bütünselliği harikulade sunuyor!

yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar