Japon cazının yükselişi ve dünyadaki yansımaları! / YAŞAM KAYA

Bu yazı Yaşam Kaya’ nın İstanbul Art News Mart Sayısı köşesinden alınmıştır…

Köklerinden kopan caz dosyasının ardında yatan gerçeklere isimler üzerinden bakarsak eğer, dünyada hızla kök salan cazın enternasyonal yapısını daha net anlarız. Cazın doğası gereği müzikal etkileşim her bir enstrümanı çalan müzisyenler açısından farklılık gösteriyor. Uzakdoğu kökenli sanatçıların batı coğrafyasında yakaladığı başarının sebebi, genel olarak bakir doğasından sıyrılan cazın kültürel başkaldırısı olarak düşünülebilir. Küresel dünya içinde etnik unsurların birbirlerini harmanlayarak kaynaştığı apaçık ortadayken Japon cazının modern dünyayla bütünleşmiş hali, bahsettiğimiz konuyla birebir paralellik gösterip, etnik müzik türünün global müzik endüstrisine dönüşmesi mükemmel sonuçları doğuruyor. Jazz trompetçi Takuya Kuroda, Jazz piyanist Hiromi Uehara ve Besteci Ryuichi Sakamoto isimlerinden yola çıkıp Japon cazının hangi boyutlara ulaştığını, dünyayla kurduğu bağı, Türkiye’ de yakaladığı kitlesel payı irdelemekte yarar var. Çünkü Avrupa/Amerika müzikal kültürünün içine giren isimler, yaşadıkları coğrafyanın değerlerini bizlerle alenen paylaşıp bambaşka bir tür oluşturmuş durumdalar.

hiromi-uehara-web

Cazın en tatlı gülümseyen kadını: Hiromi Uehara

Türkiye’de 12 temmuz 2005 tarihinde İstanbul Caz Festivali kapsamında ilk konserini gerçekleştiren Hiromi, piyonun eşsiz tınılarını yeniden keşfe dalmak isteyen caz dinleyenleri açısından muhteşem bir sanatçı. Yüzündeki tatlı tebessümünü yarattığı müzikalitenin içine dahil edebilen sanatçının ülkemizdeki diğer konseri İzmir Caz Festivali kapsamında 2009 yılında gerçekleşti. Hiromi’yi henüz tanımamış İstanbul Art News okuyucularına önerim, sanatçının “Beyond Standart” albümünü dinlemeleri. Birleşik Devletler’de elde ettiği başarının ardında yatan gerçek bu albümde gizli. Elektro cazın sınırlarını zorlayan piyano resitalini albümün içine ince ince işleyen dünyanın en tatlı cazcısı Hiromi, hem müzik güzelliğiyle hem de tatlı gülümsemesiyle genç yaşta caz tarihine adını yazdırmayı başardı. Sanatçının müzikal geçmişini irdeleyelim…

Kadın caz piyanistler arasındaki en dinamik isimlerden biri olan Hiromi Uehara; 1979 yılında Shizuoka, Japonya’da dünyaya geldi. Altı yaşında piyanoyla tanıştı. 14 yaşında Çek Filarmoni Orkestrası ile konser verip 17 yaşında Tokyo’da Chick Corea ile beraber aynı sahneyi paylaştı. 1999’da Amerika’ya yerleştiğinde Berklee Müzik Kolejinde eğitimine devam etti, Bach’tan Sly & The Family Stone’da farklı caz müzik tarzlarını birleştirerek kendi tarzını yakaladı. Berklee’de cazın piyano efsaneleri Oscar Peterson, Chick Corea, Ahmad Jamal ile çalışmalar ortaya koydu. 2003 yılında çıkardığı cezbedici bir müzikal yolculuğun habercisi olan ilk albümü Another Mind ile caz dünyasına muhteşem giriş yaptı. Piyanosunun başında duyguları baştan çıkartan tekniği, enerji dolu canlı performansları, muhteşem gülümsemesiyle post-bop, progressive rock, klasik ve fusion gibi çok çeşitli türleri harmanladığı eklektik müziğiyle caz standartlarına kafa tutan genç sanatçı yapıtlarıyla müzisyenlik ve besteciliği daha önce eşi görülmemiş seviyelere çıkardı. Çok sayıda ödül alan Hiromi; “Spiral”, “Time Control”, “Beyond Standart” adlı albümlerinin ardından 2008’de Chick Corea ile Tokyo’daki canlı performans kaydını içeren İki CD’lik Duet: “Chick & Hiromi” ile müzik çevrelerinde inanılmaz bir etki bıraktı. Kendi tarzını bulduğu son çalışması “Voice: The Trio Project” de her ikisi eşit derecede ilgi uyandıran müzisyenler davulcu Simon Phillips ve ilk iki albümünün iki parçasında çalan basçı Anthony Jackson’la üretimlerine devam ediyor.

takuya

Trompetin Ustası Takuya Kuroda!

Japon Caz trompetçi Takuya Kuroda maceracı ruhunu cazın hiphop’la birlikteliğinden bularak ileri görüşlü bir müzisyen olmayı başarmıştır. Kobe-Japonya’da doğan Takuya, küçük yaşta tanıştığı trompetiyle müzikal tarzını belirledi. Ağabeyinin yerel müzik sahnesinin içinde trompet çalması, Takuya’ nın tarz anlamında batı müziğiyle Japon yerel müziğini birleştirmesinin en büyük nedeni. Japonya’da müzik eğitimi aldıktan sonra Berklee Müzik Koleji’ne katılmak üzere Boston’a taşındı. Berklee’de iken caz vokalisti José James ile arkadaş olup kalitesini bir üst basamağa taşımaya çalışan sanatçı, James’in çalışmalarıyla adeta muhteşem ürünler ortaya koymuştur. 2010 yılında henüz ikinci sınıf öğrencisi iken “Blackmagic” albümüyle büyük bir çıkış yakaladı.

Takuya Berklee’den 2006 yılında mezun olup ayrıldıktan sonra, New School Jazz ve Çağdaş Müzik Programı’na kayıtlı New York’a taşınıp Greg Tardy, Andy Ezrin, Jiro Yoshida, Akoya Afro-Beat, Valery Ponomarev… gibi sanatçılarla, çeşitli sahnelerde 2011 yılında performanslar gerçekleştirdi. “Bitter & High and Six Aces” albümünün yayınlanma tarihi ise 2012 yılıdır. 2014’e geldiğinde “Blue Note Records” şirketi ile imzaladığı üçüncü solo albümü “Rising Son”da José James’le birlikte inanılmaz bir çıkış yakalayıp adını dünya caz tarihine yazdırabilmiştir. Albümde “Everybody Loves the Sunshine” dahil olmak üzere birçok şarkıdaki hip-hop kompozisyonların varlığı güçlü bir caz/hip-hop birlikteliğini yaratmıştır.
Takuya Kuroda ile ilgili Türkiye’de hemen hiç araştırma yapılmamış. Sanatçıya duyduğum özel ilgiden kaynaklı bu araştırmanın ayrı bir önemi olduğunu belirtmeliyim. Takuya’ nın “Bitter & High and Six Aces” albümünü mutlaka dinlemelisiniz.

Ryuichi Sakamoto 1

Yaşayan Efsane Ryuichi Sakamoto

1952 yılında Tokyo’da doğan Müzisyen, aktivist, besteci, prodüktör, yazar, şarkıcı, piyanist, aktör Ryuichi Sakamoto Tokyo ve New York merkezli Japon caz sanatçısıdır. 1978 yılında Yellow Magic Orchestra ile dünyaca ünlü çalışmalara imza atmaya başlamış, solo çalışmalarına başladığı kariyeriyle Japon ezgilerini Batı’ya taşıyan sanatçı bu süreçte pek çok müzisyen ile çalışma fırsatı yakalamıştır. Bunların arasında David Bowie, David Sylvian, David Byrne, Iggy Pop ve Youssou N’dour sadece birkaçıdır. Thousand Knives (1978), Riot in Lagos (1980), Barselona Olimpiyat Açılışı Bestesi (1992), “Energy Flow” (1999) solo albümleri cazın bestseller kategorisine girmiş, sinemayla beraber yolculuğunda kendisine dünyaca ünlü bir isim olma fırsatı tanımış.

Japon caz müzisyeni Sakamoto; Bertolucci, Oliver Stone, Pedro Almodovar ve Brian De Palma gibi yönetmenlerin bol ödüllü filmlerine müzik yazmış bir dahi. “The Last Emperor” adlı filme bestelediği eserler onu Oscar ile tanıştırıp, “Merry Christmas” için yazdığı eserler ise BAFTA ödülü ile kucaklaşmasına vesile oldu. Ryuichi Sakamoto’ nun en büyük hüneri cazı müziksel ve teknolojik sınırların dışına çıkarıp insanları şaşkınlığa çevirebilecek mükemmeliyet oluşturması!

Sanatçıyla ilgili maalesef Türkiye’de kapsamlı araştırma yapılmamış. Sinema kritikleri de yazan bir eleştirmen olarak, Sakamoto’ nun Türkiye cazı ve sineması tarafından bilinmediği kanısındayım. Cazın bol ödüllü dâhisinin on iki besteden oluşan “Playing The Piano” albümünü İstanbul Art News okurlarına tavsiye edebilirim. Şiirsel tınıların ağırlıkta olduğu besteler ‘Merry Christmas’, ‘The Last Emperor’ ve ‘Mister Lawrence’ piyanonun eşsiz caz mükemmelliğini dinlendirici bir ruhla sunuyor.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com