Bir Müzikal Bir Opera : ‘Lüküs Hayat’ – ‘Romeo ile Jülyet’ / YAŞAM KAYA

Geçtiğimiz günlerde İzmir seyehatim sırasında İzmir Devlet Opera Balesi’ nin sahnelediği ‘Lüküs Hayat’ müzikalini izleme fırsatı yakaladım. Genel hatlarıyla izlediğim oyunla ilgili kritik yazmış, yazdığım kritiği yayınlamayı beklerken 6. Uluslararası İstanbul Opera Festivali’nde izlediğim Mersin Devlet Opera ve Balesi yapımı ‘Romeo ve Jülyet’ operasını da kritiğe eklemenin mantıklı olacağına karar verdim. Her iki çalışmayı ayrı ayrı ele alıp, opera anlamında Türkiye’de yakalanan ivme hakkında geniş anlamda değerlendirme yapmam gerekli. Geçtiğimiz yıllarda Antalya Devlet-Opera Balesi’ nin çalışmalarına tanıklık etmiş, İstanbul’da opera alanında yapılan etkili işleri yazma fırsatı yakalamıştım. Bu iki çalışmanın seyircileri etklimesi açısından farklı bir konsept oluşturduğu kesin.

İzmir Devlet Opera ve Balesi : ‘Lüküs Hayat’

İzmir’de Haldun Dormen’in Sanat Yönetmenliği’nde seyircisi karşısına geçen ‘Lüküs Hayat’ı Ekrem Reşit Rey ve Nazım Hikmet ikilisi yazmış, 1933 yılında Cemal Reşit Rey bestelemiştir. Cumhuriyetin 10. yılında ilk kez seyirci karşısına geçen oyun, 1985 yılından bu yana İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından aralıksız sahnelenmektedir. Türkiye’ nin batılılaşma serüvenine ayna tutan eserin ince ironilerle dolu konusu İstanbul toplumunun kendi öz kültürüne ne denli yabancılaştığını gösterir. Konuyla ilgili eminim hepinizin bir anısı vardır. Türkiyeli olupta ‘Lüküs Hayat’ müzikalini bilmeyen, duymayan kalmamıştır eminim. Özellikle eserin adıyla özdeşleşmiş olan müzik herkesin dilinde pelesenk olmuştur.

İzmir Devlet Opera ve Balesi, Ali Hoca – İ. Aytuğ Ülgen ikilisinin orkestra yönetiminde seyircisi karşısına geçerken oyunculuk anlamında Haldun Dormen’ in etkili yönetimi sayesinde farklı bir tat oluşturmayı başarıyor. Oyunu daha önce üç kez izleme fırsatı yakaladım. Müzikali tiyatro sanatçılarından dinlemek yorumlamak güzel olmasına güzel, ama operanın o muhteşem ses bütünlüğünü düşündüğümüzde böylesi bir eserin operet biçiminin gerçek ustaların elinde hayat bulduğunu söyleyebilirim. Sonuçta bolca müziklerin yer aldığı eseri sahneye aktaran Haldun Dormen, geçmiş birikimlerinin tamamını sahnede rahatlıkla gösterebilmiş. Orkestrayı yönetmekteki ustalıkla her iki şefin sahnedeki oyuncuların önünü açtığı aşikar.

Kısaca konuyu anlatayım; Rıza ile Fıstık yanlışlıkla girdikleri bir evde hırsızlık yapmak üzereyken evde düzenlenen maskeli baloya denk gelirler. Evin sahipleri beş parasız lüks bir hayat yaşarken para almak umuduyla bekledikleri zengin kişiyi Rıza zannedince evdeki renkli görüntülerin içine farklı renkler eklenir. İroniyle karışık komedi esnasında batılılaşma serüveni yaşayan Türkiyelilerin ne denli trajik komik görüntüler sergilediklerini görürüz.

Teyfik Rodos’ un seslendirdiği ‘Rıza’ karakteri oyunun minek taşı olurken, oyunda etkili rol kesen oyuncunun sahne performansı hissedilir biçimde seyirciyi müzikale bağlı tutuyor. Kendisini izlerken Zihni Göktay’ ın etkili oyunculuğu gözlerimin önüne geldi. Yine sahnede kendisini gösteren başka bir oyuncu Zeynep’te gördüğümüz S. Nazlı Alptekin. Kadın opera sanatçısının oyun içinde oyuna kattığı enerji inanılmaz büyüleyici. Memiş’te Kaner Sümer’in bütünlük içinde yakaladığı sürükleyici performans olağanüstü. Haldun Dormen müzikalin oyuncu kadrosunu öylesine yerinde seçmiş ki, oyuncuların ses bütünlüğünden rol yeteneklerine kadar tüm unsurlar dört dörtlük! İzmir Devlet Opera ve Balesi grup olmanın verdiği ayrıcalığı müzikal boyunca seyirciye hissettirmiş, bu sayede yüksek oranda doluluk oranıyla sezonunu tamamlamış. Dekoratör Tayfun Çebi’ nin bazı noktalarda sahneyi cansız tutması oyuncuların kişisel becerilerini öne çıkarırken, Kostüm Kreatörü Gülay Korkut bu sezonun izlediğim en iyi kostüm seçimleriyle karşımıza çıkıyor. Yaptığı çalışma dört dörtlük biçimde dönemi anlatıyor.
Mersin Devlet Opera ve Balesi : ‘Romeo ile Jülyet’

Bugüne dek Mersin Devlet Opera ve Balesi ile ilgili hiçbir eseri izlememiştim. 6. Uluslararası İstanbul Opera Festivali’nde gördüğüm ‘Romeo ve Jülyet’ operası toplulukla ilk tanışmam olması açısından önemli. Grubun sahne dinamiğinden etkileyici oyuncu performanslarına kadar geniş yelpazede değerlendirdiğim eserle ilgili notlarıma gelmeden önce belirtmekte yarar var, Kenan Korbek’ in Sahne Yönetmeni olduğu yapıtın fazlaca gerçekçi dekor tasarımı seyircinin konuya olan bağlılığını zayıflatıyor. Shakespeare oyunlarının ister müzikalini yapın isterseniz operasını sahneye aktarın mutlaka ama mutlaka çağdaş bir takım esinlenmeleri eserinize koymak zorundasınız. Şu anda dünyadaki Shakespeare yorumlarına baktığımız zaman gerçekçi dekor tasarımlarını sahnelerde görmek imkansız.

Konuda Montagus ve Capulets adında iki aile vardır. Bunlar, biri papa taraflısı, biri de Germen asıllı Roma imparatoru taraflısı olmak üzere, siyasi görüş bakımından iki ayrı inançta ailedirler. Bu siyasi ayrılık, iki aile arasına kan dâvası gibi kinli bir düşmanlık oluşturur. Montagular’ın Romeo adında gayet yakışıklı ve duygulu oğulları Capuletler’in kızı Giulietta (Juliet) ile tanışır. İki genç birbirlerine derhal âşık olurlar. Aileleri evlenmelerine izin vermeyeceği için, anlayışlı bir rahibin yardımıyla gizlice nikâhlanırlarsa da, birleşmeleri kısmet olmaz: Birlikte kaçabilmek için bir hile bulmuşlardır: Juliet kendisini ölü gibi gösteren bir ilâç içer, gömülür. İlâcın etkisini gidermek için Romeo vaktinde yetişemediğinden gerçekten ölür. Romeo da onun mezarı başında kendi canına kıyar.

Tabi eserin operasını yazan Charles Gounod esere birebir bağlı kalmak yerine belli başlı aşk sahnelerini ön plana çıkararak konudaki duygusal bütünlüğü ön plana çıkarmış. İbrahim Yazıcı ve L. Maria Colodonato Orkestra Yönetimi’nde sıkı disiplinle ortadaki büyük kadroyu yönlendirmeyi başarıyor. Bunlarla beraber Romeo rolünün sahnede muhteşem yorumuna tanık olmak gerçekten beni büyüledi. Ama kadroda Romeo’yu kimin oynadığını anlamak imkansız. Rolü üç oyuncu paylaşmış, festivalde kimin sahnede olduğu belirtilmeliydi. Jülyet’te Funfa Hayfavi’ nin sahnede olduğunu tahmin ediyorum, çünkü burada da rolü iki oyuncu paylaşıyor. Hayfavi muhteşem sesiyle, duygusallığı sahneye aktarımdaki yeteneğiyle göz dolduruyor.

İstanbul Opera Festivali’ nin bu sene sönük geçen yapısına Mersin Devlet Opera ve Balesi farklı bir renk olup katılmış, iyiki katılmış; sonuçta Anadolu coğrafyasında ortaya konan operaların ne denli kaliteli olduğunu açıklıkla herkes görmüş oldu.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar