İNSAN ETİNE HAYIR! / VECDİ SAYAR #HaftaninSanatYazilari

İki işsiz genç ve onlara iş vaat eden bir Bakanın buluşmasıyla açılıyor sahne… Herhangi bir ülkede, belirsiz bir zamandayız. Gökyüzü tavanı çökmüş, insanoğlu tüm doğal kaynaklarını tüketmiş; kirlilik öyle boyutlara ulaşmış ki sokakta maskesiz dolaşmak mümkün değil. Hayvanların tümü telef olduğu için, et bulmak olanaksız. Açlar, yoksullar köprü altlarında, muktedirler saraylarında…

Ve, seçimlere az bir zaman kalmış. Partilerden biri, “insan eti”nden rant elde etme peşinde. Seçimde iktidarı ele geçirirse, bu hedefini gerçekleştirecek bir yasa çıkartacak, ama şimdiden hazırlıklar sürmekte. Kasap dükkânının araç gereçleri tamamlanıyor ve ilk “gönüllü” kurban, o tarihî güne hazırlanıyor. Semirtilecek, etleri yumuşatılacak, parlatılacak… “Köşe yazarı- gurme”nin görevi de, bu yeni ‘ürün’ü pazarlamak…

Muhalefeti oluşturan “Total Özgürlükçüler”se, giderek ağırlaşan koşullarda fikirlerini yaymaya çalışıyorlar. “İnsanın doğayla birlikte kendini yok etme eşiğinde olduğunu”, “Kendi varlıkları dışında hiç kimseye yaşama şansı tanımayan muktedirlerin ortak düşmanları olduğunu” haykırıyorlar: “Biz hayvana ve doğaya zulme hayır dedik; şimdi de insan etine hayır diyoruz!”

Yeni bir protein kaynağı ve yeni bir düzen vadeden güç, insanları zayıf taraflarından yakalamaya çalışıyor, “Hayvan eti yerken sorun yoktu ama” diyerek… “Et yeme hakkından kimseyi mahrum etmeyeceğiz” diyerek… Kendilerini “İyi yaşamanın elçileri” olarak pazarlayarak… İnsanlar artık “et yiyenlerle”, “yenilenler” olarak ikiye ayrılacak… Eğer, seçimi kazanırlarsa…

Karaköy’de, yarattıkları tiyatro mekânında oyunlarını sergileyen İkinci Kat adlı topluluğun “Savaş ve Barış Oyunları” dizisinin son oyunu, “Kasap”. Genç bir yazar, Halil Babür’ün kaleminden çıkmış. Çağrışımlara açık, traji-komik ögelerle örülü, sarsıcı bir “distopya”… “11’e 11” adlı ilk oyununu izleyememiştim, ama belli ki usta bir yazar kazanıyor tiyatromuz. Yönetmen Güray Dinçol, abartılı yorumlardan kaçınarak, yalın bir anlatımla sahnelemiş metni.

Oyuncular da, bu yoruma etkileyici performanslarıyla katkıda bulunuyorlar. Evrim Doğan gibi sahneye çok yakışan, her rolün altından başarıyla kalkan bir oyuncunun yanısıra, Mert Denizmen, Oğuzhan Ayaz, Melis Öz, Adnan Devran’ın sergiledikleri takım oyunculuğu övgüye değer. Yeni mevsimin, bu güzel sürprizini kaçırmayın derim. Hele, seçim öncesi izlerseniz, daha heyecanlı olur!
Yaşadığımız zamanları daha iyi anlamak için tiyatroya sığınabiliriz, iletişim alanlarımızın her geçen gün biraz daha daraldığı, ifade özgürlüğüne saldırıların art arda geldiği şu günlerde… Kürt medyasının organlarına, ana akım medyanın amiral gemisi Hürriyet’e yönelen tehditler, Ahmet Hakan gibi başarılı bir gazeteciye yapılan saldırı, önce Tivi-bu’dan, şimdi de Digitürk’ten kaldırtılan muhalif televizyon kanalları…
Totaliter bir düzenin taşları teker teker yerine oturtulur, militarist yöntemlerle toplumsal barış berhava edilirken, gerçekleri görmekte zorlananlar da var. “Vatan, millet, Sakarya” edebiyatına kapılıp, insan avına alkış tutanlar da… Aralarında sanat dünyasından arkadaşlarımız olması ise tek kelime ile üzücü… Kasap dükkânında iş tutarken, neye alet olduklarını bilemeyen oyun kahramanları gibi…

Üzücü bir hafta geride bıraktık, özetle. Yalnızca imza listelerinde değildi kayıplarımız; Tomi’yi (Tomris İncer’i), Argun Kınal’ı ve Sennur Sezer’i, üç sevgili dostumuzu yitirdik bu hafta.
“Bir ses arıyorum/ Yeni bir şarkı için/ Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla/ Sevinçle duyulacak bir ses,/ Çünkü umutsuzluk yasaktır/ Don vuran ağaç sürgün verecek,/ Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir”
Sennur ablamızı sevgiyle anarken, tüm okurlarımızı ve sanatçı dostlarımızı bugün Ankara’da DİSK- KESK- TMMOB-T TB’nin düzenlediği, Haziran Hareketi’nin ve demokrasiye inanan siyasi partilerin destek verdiği “Emek, Barış, Demokrasi” mitingine katılmaya çağırıyorum.

“İnsan etine hayır!” demekten korkmayan herkesi…

vecdisayar@yahoo.com

İNSAN ETİNE HAYIR – TARAF