Baudrillard ve Estetik Üzerine Düşünceleri / EZGİ DENİZ ALPAN

“dünya çılgın bir seyir aldığına göre biz de
dünyaya ilişkin çılgın bir bakış açısı edinmeliyiz”

Baudrillard – Kötülüğün Şeffaflığı

Baudrillard sanat ve estetik üzerine düşüncelerini 1960’lı yıllardan sonra hemen tüm eserlerinde belirtmiştir. 1980’lerden itibaren ise bu düşünceleri, gerçeklikle kurdukları ilişki içinde şekillenmeye başlamıştır.

Baudrillard 1996 yılında Liberation gazetesinde yayımlanan “Sanat Komplosu” başlıklı makalesiyle, sanatın ve estetiğin hükümsüzleşmesine değinmiş, sanatın sonunu öngörmüştür. Bu öngörü sanat camiasında bir sansasyona neden olmuş, izleyen günlerde düşünür bu sansasyonun önünü almak için çok sayıda röportaj vermiştir. Şu an okuduğunuz yazının ortaya çıkmasına neden olan röportaj da bunlardan biridir: 9-10 Haziran 1996 tarihlerinde Le Monde gazetesinde “Eski Estetik Değerlerin Özlemini Çekmiyorum” başlığıyla yayınlanmıştır. Baudrillard eski estetik değerlerin yerini alan şeyin, çağın gereklerine uygun bir trans-estetik kavramı olduğunu belirtir.

Baudrillard’ın trans-estetikleşen dünyası, Karşı-Sanat, Karşı-Biçim, Dada, Kavramsal Sanat yaklaşımlarıyla anlamlanan bir avant-garde dönemden çıkmıştır. Aslında bu dönemde estetik kavramının geçirdiği dönüşüm, güzellik ve çirkinlik kavramları ile estetiğin değişen ilişkileri, 1960’lardan itibaren süregelen bir tartışma olmuştur. Aşağıda Baudrillard’ın trans-estetik kavramına değineceğim. Ancak bundan önce, dönemin düşünsel yapısını anlamak için estetik tartışmalarına kısaca değinmekte fayda var.

Modern Sonrası Estetik Kavramları

Estetiğin modern sonrası yorumlamalarında karşılaşılan en popüler kavram, anti-estetik kavramıdır. Anti-estetik kavramı estetiği ve modernizmi eleştirirken sadece modernizm sürecindeki sanata değil, dönemin politik duruşuna da tepki gösterir. Sanat tarihi kuramcısı Elkins’e göre “anti-estetik”, direniş ve eleştirellik gibi kavramların oluşumuna da yardım etmiştir . Anti-estetik kavramını ilk kez bir kitapta derleyen Foster’a göre ise bu kavramın doğuşu Avrupa kültürünün ve kurumlarının diğer kültürler üzerinde hegemonya kurma çabasına bir eleştiridir: postmodern görüş bu hegemonyaya tepki gösterirken estetik düşüncesine de tepki gösterir .

Adorno, Markuse ve Habermas’ın öncülük ettiği Frankfurt Okulu’nun estetik anlayışına göre ise sanat, burjuva bireyin sığınağıdır ve bu sistemi anlamak için sanatsal yapıyı deşifre etmek gerekir. Adorno özdeşlik kurmakla sağlanan estetik hazza karşı çıkar: özdeşlik estetiğinin yalnızca tüketici bir alıcıya dönüştürdüğü izleyici, özdeşsizlik estetiğinde praxis’e sevk edilmelidir. Özdeşlik takıntısı totaliter düşünceden gelir ve buna karşı direnilebilecek alan sanat alanıdır. Eagleton Adorno’nun bu yaklaşımını negatif-estetik olarak adlandırır: sanat çelişki, reddetme, olumsuzlamayı içerir .

Badiou’da ise inaesthetic tanımını alan estetiğin bu yeni görünümü toplumsal olanla ilişkisi içinde şekillenir. Baudrillard’a göre ise trans-estetik kavramı, “-trans” ön ekiyle şekillenen, simülasyon evreninin dördüncü aşamasını işaret eder.

Simülakrlar Dünyasında Trans-estetik

İlk simülakrlar dönemi, endüstri öncesi, imalatta otomasyonla örneklenir, küçük zanaat girişimlerine tekabül eder. İkinci dönem ise endüstri dönemine ve makinaya, yani kitlesel üretime denk gelir. Bu, gerçeği göstermeyi ve ona egemen olmayı amaçlayan bilimin gelişmekte olan hegemonyasının dönemidir. Bu yüzden Baudrillard’a göre bu dönem, “yabancılaşmanın altın çağı”dır, değiş tokuş değeri ve onun eleştirisinin, sanatta ise ger¬çeküstücülüğün altın çağı. Üçüncü simülakrlar dönemi, iletişim devrine, kitle iletişimine ve dolayısıyla kodların egemenliğine tekabül eder, bu da diyalektiğin, tarihin ve devrimin sonudur. Sanatta ise gerçeküstücülüğün yerini gerçekliğin kendisi ya da bilgisayar ve medya aracılığıyla üretilen hiper-gerçeklik almıştır.

Baudrillard’a göre simülakrın transpolitik, transestetik, transekonomik, transüretken, transseksüel biçimlere dönüştüğü aşama, dördüncü ve son aşamasıdır. Bu dönemde şeyler boşlukta basitçe ve birbirinden farksız biçimde hızla çoğalmaktadır ve tuhaf bir şekilde estetize edilmektedir.

Trans simülakrlar dönemine Kötülüğün Şeffaflığı: Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme kitabında değinen Baudrillard, söz konusu röportajında (“Eski Estetik Değerlere Özlem Duymuyorum”) Warhol ve Duchamp’la başlayan sanatta hazır-nesneliğin, günümüzde gerçeğin ve anlamın ortadan kalkması durumunu yansıttığını belirtir. Meta özelliklerine sahip bir nesneye kutsal bir sanat nesnesi konumu kazandırılması, ticari bir nesnenin sanat ortamına sokulması sanatsal üretimi kolaylaştırarak ve yaygınlaştırarak estetik bir travma yaratmıştır. 1990’lara doğru reklamcıların başlattıkları yeni bir meta döneminde ticari nesneye estetik görünüm kazandırmaları da bu travmayı desteklemektedir. Baudrillard’a göre anlamsızlığa sanat ve estetik kavramlarıyla ulaşmaya çalışan avant-garde sanatçıların aksine özellikle Warhol bu aracıları ortadan kaldırarak doğrudan anlamsızlığı üretmiştir. Warhol estetiği en uç noktasına, tüm özelliklerini yitirip tam tersi bir anlama sahip olduğu noktaya götürmüştür. Duchamp’ın sıradan nesnelerle olan ilişkisinden sonra ise sıradan dünya estetik bir görünüm, estetik dünya ise sıradan bir görünüm almaya başlamış, “estetik-ötesine geçilmiştir” .

Baudrillard aynı röportajında sanatın eleştirilemez olarak yüce bir yerde konumlandırılmasına tepki gösterir ve sanat dünyasının bu tutumunu ukalalık olarak nitelendirir . Sanatçılar bu trans-estetik sürecinde sonsuz bir özgürlük alanı bulmuş ve içine girdiği bir tür üretme şarhoşluğu ile dilediği hareket alanına sahip olmuştur. Bu devinim, zaman içinde iyi ile kötünün birbirine karıştığı, birbirinin yerini aldığı, hatta melezleştiği bir sürece dönüşmüştür. Baudrillard süreçte birbirine tepki olarak ya da ardıl olarak gelişen akımlardan, eğilimlerden söz edilemeyeceğini belirtir: “Sanat alanındaki hiçbir şey bir diğerine karşıt değil. Yeni-Geometricilik, Yeni-Dışavurumculuk, Yeni-Soyutlamacılık, Yeni-Figürasyon; tüm bunlar tam bir farksızlık içinde bir arada bulunabiliyorlar. Bu eğilimlerde özgün bir yaratıcılık kalmadığından aynı kültür alanı içinde bir arada bulunabiliyorlar” . Görüldüğü üzere Baudrillard sanatın yaygınlaşması, özgürleşmesi, çeşitlenmesi durumunu sorunlu bir süreç olarak ele almaktadır.

Trans-estetik dönemin toplumların simülasyon evresine girmesiyle doğrudan ilgisi olduğu söylenebilir. Ona göre bu toplumlar modern toplum simülakrlarıdır ve hiperrasyonelleşmiş mantığa uygun, müstehcenliğin egemen olduğu toplumlardır. Modern toplum olmanın özelliklerinden biri olan rasyonelleşme yerini, gerçekliğin hipergerçekliğe dönüşmesi gibi, hiperrasyonelleşmeye bırakmış, yaşamın bütün alanlarına akıl ve aklın ilkeleri yerine bunların simülakrları, taklitleri egemen olmuştur. Bu toplumlarda gerçeklik ilkesi olmadığından imgelerin gerçekliği de sorgulanamaz, sorgulanma gereği hissedilmez. Her şeyin gerçek olduğu yerde gerçeklik, gerçekleştiği an ortadan kaybolmaktadır, tıpkı her şeyin estetik olduğu yerde estetiğin ortadan kalkması gibi: “Dünyanın tüm sanayi makineleri estetikleşti, dünyanın tüm anlamsızlığı estetik tarafından güzelleştirildi” .

Baudrillard söz konusu röportajında bu durumun, -sanatın sıradanlığa, sıradanlığın sanata dönüşmesini- bir oyundan çıkıp, hepimizin parçası olduğu bir komploya dönüştüğünü belirtir. Bu bir çeşit estetik görünüm kazandırma hastalığı olarak nitelendirilebilir: kitlelerin istediği de anlam değil, gösteridir, bir anlamın peşinden koşmak değil, içinde gösteri olan herhangi bir içeriktir. Susan Sontag’ın aktardığı bir hikayeye göre insanoğlunun aya ayak basmasını izlediği sırada, izleyenler bu eyleme inanmadıklarını söylemişlerdir. O halde neden izlediklerini soran Sontag’a “Biz televizyona bakmaya/televizyonu izlemeye gelmiştik” yanıtını vermişlerdir. Onlar aslında ekrandaki Ay’a değil, ekrana bakmaktadırlar. Bu durumu Baudrillard, bu insanların anlamlara değil gösteriye boyun eğdikleri şeklinde yorumlamaktadır. Ona göre insanlar gerçekliğin yitip gittiğinin farkındalar ve anlamın değil, gösterinin yandaşı olmuşlardır.

Baudrillard’a göre bu yorumlama sistemi, yani her nesneye bir gösteri niteliği kazandırmak, estetiği her yere, her şeye yayarak yok etmektedir. Çağdaş sanat estetik yargıları temellendirmenin imkansızlığından, bu zaaftan yararlanır ve spekülasyon yaratarak var olur. Bu spekülasyonu yayan işbirlikçiler, ortada bir sanat olmadığını anlamayan ya da anlaşılacak bir şey olmadığını fark etmeyen kişilerdir.

Baudrillard’ın bahsettiği çağdaş sanatın aldatmacası, bu yıl içinde iki gülünç örnekte kendini göstermiştir. Art Basel Miami Beach sanat fuarında bir ziyaretçi bıçaklanmış, diğer katılımcılar bunu bir performans zannetmiş, ambulansın gelişini, hatta polisin olay yerine şerit çekmesini dahi “performans” üzerine tartışarak izlemişlerdi . Diğer olayda ise San Fransisco Sanat Müzesi’nde bir genç gözlüğünü yere bırakmış, ziyaretçiler bu sıradan gözlüğe aşırı ilgi gösterip onun fotoğraflarını çekerken, genç de bu kişilerin fotoğraflarını çekmişti . Bu örnekler Baudrillard’ın öfkelendiği, çağdaş sanatın şeylere yüce bir görünüm kazandırabilen ve bu düşüncesini herkese dayatmaya çalışan komplosunu hatırlatmaktadır. Görülecek bir şeyin kalmadığını gizlemeye çalışan gösterilerdir. Denilebilir ki sanatın illüzyonu da yok olmuştur, çünkü her şey bir çeşit illüzyona dönüşmüştür.


Trans estetiğe geçişin diğer bir nedeni de budur:
illüzyonun, yanılsamanın yok olması. Baudrillard’a göre gerçeklik nesnel illüzyon demekti, ancak simülakrlar döneminde gerçeklikten, nesnel illüzyondan söz edilemez. Gerçeklikten söz edebilmek için düşsellik, anlamsızlık ve illüzyon olmalıdır. Bir gerçeklikten ancak bunlar varsa ve yaşanıyorsa söz edilebilir. Oysa günümüz dünyası bu ilkeyi, illüzyonu, anlamsızlığı yok ederek kaybetmiştir. Her şey gerçeğe dönüşmüştür. Aşırı/hiper gerçeklik içinde yaşanmaktadır. Her şeyin gerçek olmasıyla ise gerçek, illüzyon, düşler ve anlamsızlık ölmüştür.

Baudrillard röportajında sanatın asıl amacının illüzyon yaratmak olduğunu ama günümüzde yaptığının, insanları var olmayan gerçekliklere inandırmaya çalışmak olduğunu belirtir. Bunda en önemli neden gerçeğin ortadan kalkmasıdır. Gerçek var olmayınca ona bağlı olarak var olabilen illüzyon da ortaya çıkamamaktadır. Gerçeğini ve illüzyonunu yitiren sanat da amacından ve işlevinden sapmıştır. Sanat her şeyi estetik bayağılık seviyesine yükseltmeye çalışmıştır ve bu ona pahalıya patlamış, yanılsama arzusunu yitirmesine ve trans-estetik bir niteliğe bürünmesine neden olmuştur.

Düşünür sanatın illüzyonundan başka, antropolojik illüzyon kavramının varlığından bahseder. Bu göz yanılsamasından çok daha önemli ve temeldir . İnsanların dünyayı anlamlı hale getirme çabalarından çok daha önce dünyanın ve dış görünümünün oynadığı evrensel roldür. Bu açıdan bakıldığında illüzyonun bir tarihi yoktur; ancak estetiğin bir tarihi vardır ve bir tarihe sahip olan şeylerin sonsuza dek yaşamayacakları söylenebilir.

Günümüzde toplumsal, tarihsel, politik, cinsel, düşsel ve bilinçaltına dair şeylerin birbirine karışarak parodik bir ötekileşme yaşaması gibi, sanatsal üretim alanları da iç içe geçerek birbirine karışmıştır. Bunun yarattığı trans-estetikleşmenin, sanatın yanılsamasını yitirmesine neden olduğu, sanat eserinin artık bildik anlamda bir yapıt olmaktan ziyade simülatif bir mizansene dönüştüğü söylenebilir.

Yeni Estetik Değerler ve Sanatın Sonu Düşüncesi

Trans-estetik, trans-seksüel ya da trans-politik denildiğinde ötekileştirilmiş unsurlardan söz edilmektedir. Bu kavramlar trans-form ile ele alındığında, Baudrillard’ın deyişiyle “ötekiliğin ikili biçiminin kesin bir dönüşümü, görünüş ve biçim dönüşümlerinin kesin başatlığı” ile karşılaşılır. Yani kendi gerçekliğinden sıyrılarak bir başka gerçekliğe büründürülen yapıtın, örneğin Duchamp’ın gündelik yaşamda sıkça karşılaşılan pisuarı “Çeşme” başlığıyla sanat yapıtı olarak sunması olayında, bir yandan Duchamp’ın eski estetik değerlere topyekün bir saldırısından bahsedilebilirken diğer yandan Baudrillard’ın her şeyin estetikleştirilmesi savı itibariyle trans-estetikleşmesi, yani öteki olma durumu anlaşılır olmaktadır.

Estetiğin her ‘şey’e yayılması, alımlayıcıyla eser arasındaki mesafeyi de ortadan kaldırmıştır. Mesafenin ortadan kalkışı şeyler ya da olaylar üzerine konuşmayı da olanaksızlaştırır. Çünkü olay ile yayınlanan ya da performe edilen görüntüleri arasındaki uzamsal ve zamansal mesafe yok denilecek kadar azalınca mesafesizlik, değerlendirme yapma, olayları tarihsel ya da toplumsal boyutları içinde ele alıp kararlaştırma, belleklerde yer edinme olasılığını yok etmiştir. Baudrillard, izleyicinin, gösterinin/gördüklerinin içine gömüldüğünü belirtir. Ona göre gösteri de sona ermiştir, çünkü herkesin oyuncu olduğu yerde gösteriden, bir eylemden söz edilemez.

Baudrillard’ın yeni estetik değerlere karşı bu olumsuz görülen yorumlarına rağmen eski estetik değerlere özlem duymadığını söylemesi, sanatı antropolojik bir araç, gerçeklikle kurulan ilişkilerde bir çeşit çözümleme yöntemi olarak görmesini işaret ediyor olabilir. Sonuç olarak Baudrillard trans-estetiğin sanatı her yere, her şeye yayarak yok etme ya da sonsuza kadar bir bunalıma hapsetme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını belirtmektedir. Düşünürün asıl tepkisi sanat ve estetik kavramının geçirdiği dönüşüme değil, bu dönüşümün eleştirilemez görünmesine, sanatın bu anlamsız ve amaçsız çağına karşın, sanatçıların onu yüceltmelerinedir.

Baudrillard sanatın sonunun estetiğin her şeye yayılmasıyla güzel ve çirkinin yok olmasıyla geleceğini belirtir. Şeylerin birinin diğerinin yerini aldığı bir dünyayı tanımlayan düşünür sanatın sonlanmış olduğunu savunusuna karşın sanatsal üretimin ve sanata dair söylemlerin hızlanarak devam ettiği paradoksal bir durumun farkında olduğunu da dile getirir. Baudrillard bu paradoksal durumu şöyle açıklar:
“ …artık hiçbir şey (Tanrı bile) sona ererek ya da ölümle yok olmuyor; hızla çoğalarak, sirayet ederek, doygunluk ve şefaflık yoluyla, bitkinlik ve kökü kazınma yoluyla, simülasyon salgını ve ikincil varoluş olan simülasyona aktarılma yoluyla yok oluyor her şey. Artık ölümcül bir yok olma biçimi değil, fraktal bir dağılma biçimi vardır” .

Postmodernizm yaratıcıya sonsuz simgesel özgürlük sunmaktadır. Bu aşırılığı referans alarak kendini meşrulaştıran sanat, modern kültür olarak tanımlanan özgürlük alanında her türden üretimin kabul gördüğü ortamda yerini alır. Bu noktada sanat kendi paradoksunu yaratır ve çağlar boyu eleştirdiği gerçekliklerin istilasına uğrar. Sanat kendisi değil, kendisinin temsili olan bir varlığa dönüşür ki bu da Baudrillard’a Yeni-Platoncu sıfatını veren çıkarımlardan biridir. Sanatın eleştirel gücü, dolayısıyla ilerlemeciliği bu perspektifen bakınca, kaybolmuştur.

Baudrillard eski estetik değerlere özlem duymamaktadır, zira estetik değeri yaratan süreç sadece sanatın kendi içinden beslenmez. Modernite, Aydınlanma vaad ettiği ilerlemeyi düzenli basamaklarla gerçekleştirmekten çok değerlerin birbirine dolanmasına, bu da bir çeşit tıkanmaya neden olmuştur. Düşünürün de belirttiği gibi cinsel, politik ya da estetik alanda belirleyici bir ilkeyi kavramak neredeyse olanaksızdır. İç içeliğin getirdiği tıkanma kimliksizliğe ya da aşırı-kimlikliliğe neden olmaktadır. Bu problemli çoğalma sadece sanat alanında değil, Batılı olan ya da Batı etkisi altındaki tüm kültürlerin politik ortamlarından günlük yaşamlarına dek yayılmaktadır. Değişen bu toplumsal ve bireysel ortam içinde estetik değerlerin sabit kalmasını beklemek, sanatı kendisiyle sınırlandırma düşü olarak kalacaktır.

KAYNAKÇA
Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı, çev. Işık Ergüden, Ayrıntı Yay., İstanbul, 1998

Baudrillard, Sanat Komplosu, çev. Elçin Gen, Işık Ergüden, İletişim Yay., İstanbul, 2014

Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği, çev. Oğuz Adanır, Doğu Batı Yay., Ankara, 2005

Eagleton, Estetiğin İdeolojisi, çev. B. Gözkan, Doruk Yay., İstanbul, 2010
Foster, The Anti-Aesthetic Essays on Postmodern Culture, New York Press,1998

Elkins, “Introduction”, Beyond the Aesthetic and The Anti-Aesthetic, Pennsylvania State University Press, 2013, s.1-16

“Bıçaklanmayı Sanat Eseri Sandılar”, Milliyet, 07.12.2015, milliyet.com.tr/bicaklanmayi-sanat-eseri-sandilar–gundem-2159409/, erişim trh: 05.06.2016

“Gözlüğü Sanat Eseri Sandılar”, Milliyet, 26.05.2016, milliyet.com.tr/gozlugu-sanat-eseri-sandilar/dunya/detay/2252132/default.htm, erişim trh: 05.06.2016