GİRİT ADASI İZLENİM ROTA VE REHBERİ / ZEYNEP ATILGAN BONEVAL

Denizin ortasında dev bir alanı kaplayan Girit, ada diyemeyecek kadar büyük, dağlık ve engebeli bir kara parçası.

Dört bir ucunun ve her bölgesinin farklı coğrafi özelliklere, manzara, flora, fauna ve mikro klimaya sahip olduğu, kendi içinde bir dünya adeta Girit.

Kuzey ve Güneyi birbirinden ayıran, alçalıp yükselen heybetli sıra dağlar, nerdeyse adanın ortasını kaplıyor.

Aynı gün içinde zirvelerde yağmuru, tepelerde bulutları, vadi ve kanyonlarında sisi, ovalarda çiği ve sahillerde güneşi deneyimleyebiliyorsunuz.

Kuzey bölümünün yükselip alçalan, kıvrıla kıvrıla ilerleyen yol kenarında, yüzlerce yıllık dev çamlar, sedir, selvi, okaliptüs ve çınar ağaçları yeşili, zakkumlar pembe renkleri ile göz alırken, alabildiğine zeytin ağaçları ile kaplı tüm yamaçlar ve vadiler gümüş yeşil yansımalar sunuyor.

Yüksek dağları döne döne geçip, adanın nispeten bakir kalmış Güney kısmına indikçe, sarı-kızıl taşlık, ve çorak toprak araziler denizin derin laciverti ve gökyüzünün parlak mavisi ile nefis kontrastlar sergiliyor.

Yalnız Girit, güzelliklerini zaman içinde size açan nazlı bir ada. Sizden biraz çaba ve biraz sabır bekleyen bir güzel.

Gider gitmez ‘Ada zamanına geçelim, zamanı unutalım, kalabalıktan uzaklaşalım, bir yerden ötekine kolay ve çabuk gidelim, rahatça keşfedelim, dinginliği bulalım’ diyenler için pek uygun bir ada değil ne yazık ki.

Bir ucundan ötekine 250 kilometre uzanan dev kütlesi, dağlık arazilerin yokuş ve virajları, kitlesel ve gemi turizminin getirdiği kalabalığı, telaşesi, trafiği, karmaşası sepebleri ile yaz sezonunda huzuru, sakinliği, kolaylığı olmayan bir ada.

Tabii kendinizi sahilde rüya gibi bir spa oteline kapatıp, bir hafta çıkmazsanız huzur yapabilirsiniz, ancak ‘o zaman Girit’e gitmenin anlamı nedir?’ diye de sorabilirsiniz.

Bir de Yunan adalarında alıştığınız, adanın neresine giderseniz gidin sizi karşılayan sade, yalın, basit ancak son derece estetik mimari sizi her yerde karşılamıyor Girit’te. Evet Chania, Retymno, Heraklion, Agia Nikolas gibi yerleşimlerin eski şehir bölgelerinde, Venedik mimarisinin nefis örnekleri olan bölgeler mevcut, ancak kalabalıklardan ve başınızın üzerini kaplayan tente ve şemsiyelerden görebilirseniz.

Birkaç istisna hariç şehirlerde, kasaba ve köylerde, yol kenarlarında Rum taş mimarisine ait olmayan, beton dikdörtgen prismalar ya da at başı gibi çirkin evler dizili.

Herkesin anlata anlata bitiremediği efsanevi geleneksel Girit mutfağını tatmak için de epey aramanız gerekiyor. Çünkü her yer restoran, taverna ve kafe olmasına rağmen, menüler aynı salata, cacık, börek, musakka, patlıcan, şiş tavuk, kebap, köfte, balık, pizza, makarna, baklava ile dolu. İstisnaları bulunca maden bulmuş gibi seviniyorsunuz.

Sonuçta Girit biraz büyüklükte kaybolmuş, kalabalığa boğulmuş, estetiği unutmuş, kitle turizmine feda olmuş talihsiz bir cevher. Neden mi böyle?

80’lerde Tui, Thomas Cook gibi kitle turizmi yapan turizm şirketlerinin ve dev cruise gemilerinin taşımaya başladığı turist kafileleri ile akınlara uğrayan Girit’te, Yunanistanın diğer yerlerine göre otel ve restoran sayısı 5 yıl içinde 5 kat artmış. Bu çok hızlı değişim ve yoğun talep, sahillerin ‘herşey dahil’ tatil köyleri ile istilasına, şehirlerin özensiz ve kimliksiz mekanlar ile dolup taşmasına, muhteşem mimarideki güzelim binaların alt katlarının uyduruk restorasyonlar ile turistik iptidai işletmelere dönüşmesine, asıl ihtişamı sunan üst katların ihmal edilerek köhne ve bakımsız kalmasına sebep olmuş. Gökyüzünü kaplayan tente ve şemsiyelerden nefis taş mimari örneklerini, el işi balkon ferforjelerini, kapı pencere pervazlarını, ahşap kepenklerini, kilise süslemelerini, çan kulelerini, camii kubbelerini ve minarelerini görmek ve hayranlıkla izlemek mümkün olmaz hale gelmiş.

Peki bu kadar mı kötü Girit?’ derseniz, tabii ki hayır.

Avrupa’nın tarihi en eskiye uzanan antik kentleri, ihtişamlı kaleleri, farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan ve günümüze kadar ulaşan yerleşimleri ve dağ köyleri, kendine özgü baharatlar, otlar, çiçekler ile bezenmiş bereketli yemyeşil doğası, karlarla kaplı dağları, muhteşem manzaralar sunan doğa harikası derin kanyonları, tropik denizleri andıran sahilleri, kayalar arasına gizlenmiş ufacık koyları, zengin tarihi ve kültürü, kendilerini Yunanlı değil Giritli olarak tanıtan gururlu, cömert ve sevecen halkı, renkli gelenekleri hiç bitmeyen efsaneleri (mitolojiye göre Tanrı Zeus Dikti dağındaki Psycho mağarasında doğmuş) ile kesinlikle keşfe değer bir ada Girit.

Köklü geleneklere, kültür harmanına, doğal güzelliklere ve aranırsa tadı damağınızda kalan lezzetlere sahip adanın cevherlerini keşfetmenin bir yolu, zamanı, adabı ve usulü var elbet.

Tarz ve beklentilerinize göre doğru rotaları seçmenizin ardından, ‘Nereyi, ne zaman’ gezeceğiniz, hangi yolları kullanacağınız, hangi adreslere uğrayacağınız keşiflerinizin keyfinin kilit unsurları.

Eğer doğru adresleri bilirseniz, Girit mutfağı lokal mahsüller ile yaratılmış kendine özgü lezzetleri ile apayrı bir keşif. Kaliteli zeytinyağında dünyanın önemli bir üreticisi olan Girit’te bağcılık ve şarapçılık ise 4000 yıllık bir gelenek. Girit’in mizithra peyniri ile hazırlanan Dakos salatası, Graviera peyniri, vahşi ot ve baharatlar ile hazırlanan stamnagathi ve askordoulakous yemekleri, anthous kabak çiçeği dolmaları, güveçte hochlious salyangozları, füme apaki jambonu, kuzu pirzola paidakia, ballı peynrili Mizithropites turtası tatmaya değer Girit lezzetleri.

Girit Rotaları

Girit Adası çok büyük vedağlık bir ada olduğu için mesafeler epey uzak, tamamını keşfetmek için en az bir hafta ayırmak ve de farklı yerlerde konaklamak gerekiyor.

Uçak biletini alırken de Hanya (Chania)’ya uçup Heraklion’dan dönmek en akıllıcası.

Turist akınlarından kaçınmak ve de adanın keyfini huzur içinde çıkarmak için Mayıs ve Ekim ayları ideal. İlkbahar veya Sonbahar’da yazı yaşama şansınız oluyor böylece.

Arabanızı kiralayıp yollara döküldüğünüzde yol kenarındaki tabelalara bir dikkat edin. Girit’ler istinasız birer silah düşkünü ve en büyük keyifleri tabelalara ateş etmek. Bu yüzden yollarda gördüğünüz tüm tabelalar delik deşik.

Hanya – Rethymno – Girit’in Kuzey Batı ve Güney Civarı Keşifleri

Kendinize Hanya’yı merkez alarak 5 gün aşağıdaki rotaları izleyebilirsiniz:

1.Gün

Hanya’yı kalabalıklardan ayrı gezmek için, ışığın en güzel olduğu sabah erken saatler ve gün batımı saatleri en doğru zamanlar. (Daha detaylı Hanya izlenimleri, tarihi, rota ve rehberi için: http://www.yolculukterapisi.com/hanya/ )

Hanya eski şehrinde hem sahil boyunca hem de sahile paralel ve dik kesen sokaklara dalıp çıkarak 3-4 saat geçirmek mümkün. Sabah bir kısmını akşam üzeri diğer bölümünü yapabilirsiniz.

17.Yüzyılın başında Osmanlı donanmalarına karşı savunma için Venedikliler tarafından şehrin limanının Kuzey sahilini koruma amaçlı inşaa edilen yüksek surlar, Firka Fortress ismi ile anılıyor. Osmanlıca kışla anlamına gelen Fırka surlarında, 1913 Aralığında Girit’in ilk başkanı Eleftherios Venizelos ve Kral Konstantinos’un bir arada olduğu törenle, Yunan bayrağı çekilerek, adanın Yunanistan ile birleşmesi duyrulmuş.

Surların arkasındaki kışla binası bugün Deniz Müzesine ev sahipliği yapıyor. Müzenin hemen önünden yukarı tırmanan Angelou sokağı ve ona paralel Theophanpus, Theotokopolou, Douka ve dik kesen Zambeliou sokaları, Osmanlı döneminde Hristiyan aristokratların yaşadığı Topanas mahallesi.

Bu sokaklarda dolaştığınızda, neden Hanya’ya ‘Doğu’nun Venediği’ isminin verildiğini anlıyorsunuz. Daracık sokaklarındaki kimi restore edilmiş kimi harabe olan taş mimarili konaklar ve gösterişli balkonlar gerçekten Venedik şehrini andırıyor.

16-17. Yüzyıllardan kalma taş konakların, oyma köşe taşları, kapı pencere pervaz ve çerçeveleri, süslemeli ahşap kapıları, heykel veya ferforje ayaklı balkonları ve kapı üstlerinde Latin yazıları, hala sokaklarda yürüyenleri zamanda geriye taşıyor.

İç bölümde yer alan Topanas mahallesinin merkezi sayılan Meryem Ana Kilisesini ve meydanını ziyaret ettikten sonra, tekrar Angelou caddesini takip ederek, Kountourioti sahilinde Denizcilik Müzesinin yanında yeşilliklerin arasına gizlenmiş Alcanea Café’da bir kahve molası verebilirsiniz.

17 yüzyıldan kalma tarihi binada yer alan butik otel ve kafesi bir zamanlar başkan Eleftherios Venizelos’un çalışma ofisiymiş. Girit jambonu olan apakili omletleri nefis.

Ardından Kountourioti sahiline takip edip, kıvrılan koyda yanyana dizilmiş kafe ve restoranların önünden geçip, Tombazi sahilindeki camiye doğru ilerleyebilirsiniz. Camiiye gelmeden önce, Hanya’nın yıllar boyunca ana meydanı ve Pazar yeri olan Sintrivani Meydanı’ndan içeri girip Hanya Arkeoloji Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Venedik döneminde kilise, Osmanlı döneminde ise Yusuf Paşa camiine dönüştürülmüş tarihi binada, 1962’den beri Hanya tarihinin değişik evrelerinden eserler sergileniyor. Müzenin en özel parçaları Minoan uyğarlığı dönemine ait parçalar. Ayrıca Roma ve Bizans dönemine ait eserler ve bir de bahçesinde Osmanlı dönemi şadırvan yer alıyor.

‘Deniz Kenarındaki Cami’ anlamına gelen Giali Tzamisi, ya da orjinal ismi Hasan Camii, şehrin ilk Osmanlı kumandanına ithafen 17. Yüzyılda Osmanlı Rönesansı mimarisinde inşaa edimiş. 1923’de dini işlevini yitiren camii kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Gündüz vaktiniz varsa ve eğer Pazar yeri meraklısıysanız, Marsilya’nın Pazar yerinden esinlenerek haç şeklinde inşaa edilmiş Agora pazarında lokal lezzetleri satan tezgahları ziyaret edebilirsiniz. Bir gurme cenneti olan Agora, 1913’den beri tüm restoranların ve işletmelerin baharat, sebze, meyve, balık ve etlerini temin ettiği Pazar yeri.

Ardından Hanya’nın yanı başında yer alan Akrotiri Yarımadası keşifleri için yola çıkabilirsiniz. Hanya sahil yolunu batıya doğru takip ettiğinizde, önce şehrin aristokrat mahallesi olan ve birbirinden güzel yalılar ve konaklar ile bezenmiş yemyeşil Halepa bölgesinden geçeceksiniz.

Dilerseniz burada müzeye çevrilmiş Eleftherios Venizelos’un evini gezebilirsiniz.

Ardından Hanya’ya tepeden bakan Girit’in ilk başkanı Eleftherios Venizelos‘un mezarlığı ve parkını ziyaret edip şehrin nefis manzaralarına nazır Koukouvaya Café’de kahvenizi yudumlayalirsiniz.

Dağların arasına inşaa edilmiş inziva noktaları olan Agia Triada ve Gouverneto Manastırları ziyarete değer. Gouverneto Manastırı hala faal bir dini manastır olduğu için belli saygı kurallarına uymak, uzun pantolon (erkekler dahil) uzun kollu bluz, ve ayaklabı ile ziyaret etmek gerekiyor, ve eğer içerisini gezmek istiyorsanız manastır öğlen 12-13:00 arası ziyarete kapalı.

Doğa yürüyüşü severler için bu manastırdan sonra patika yoldan başka bir dağ manastırına ve ardından kayaların arasında ıssız ve bakir bir koya ulaşmak mümkün. İniş ve tırmanış gerektirdiği için trekking ayakkabısına ihtiyaç var.

Bu keşiflerden sonra denize girmek isteyenler için yarım adada üç alternatif var:

Bakir ve doğal bir deneyim isteyenler için, Seitan Limani kayalıkları arasında 3 farklı iniş/tırmanış patikasını izleyerek, karanın içine kıvrıla kıvrıla girmiş 3 cennet kayalık koya ulaşmak mümkün. Turkuaz deniz ve kayaların oluşturduğu tezat muhteşem manzaralar sunuyor. Burası şnorkel severler için ideal noktalar. Araba ile epey virajlı ve dik yoldan yakın bir yere kadar iniş mümkün, ardından dik kayalar arasından 15 dakikalık ciddi trekking var. Ve plajlarda herhangi bir duş, şezlong, kafe yok.

Zorba the Greek’in can alıcı finali, Anthony Quinn ve Alan Bates’in Sirtaki sahnesinin çekildiği büyük bir tepenin önünde yer alan, korunaklı kumsal Stavros, bölgenin en ünlü plajlarından. Koyda birkaç plaj kulübü ve taverna yer alıyor. Yemekleri, ambiyansı ve manzarasını en beğendiğimiz, koyun en sonundaki Almryki Restoran.

Eğer daha geniş bir kumsal plajda çamlar altında yatmak ve denize girmek istiyorsanız, özellikle aileler için ideal olan Marathi Beach‘i öneririz.
Akşamüzeri tekrar Hanya’yı keşfetmek için, yürüyüş rotanıza limanın doğusunda yer alan Enoseos sahilinden başlayabilirsiniz. Eski limanın en etkileyici taş binalarına ev sahipliği yapan Neoria bölümünde, önce sizi 1600 de inşaa edilmiş ‘Grand Arsenal – Büyük Tersane’ binası karşılıyor. O dönemde Venedik donanmasının en büyük gemilerinin inşaa ve tamir edildiği bu alan, son 150 yılda bir okul, hastane ve Belediye Binasına ev sahipliği yapmış. Şimdi Akdeniz Mimari Merkezi olarak önemli sergi ve konferanslara ev sahipliği yapıyor. Az ileride ise, 15. Yüzyılda Venedikliler döneminde yine gemi tersaneleri olarak inşaa edilmiş yanyana 17 arsenal’den geriye kalan 7 tanesi, tüm heybeti ile sizi geçmişe taşıyor.

Limanın sonunda ise Vali Neorio Moro’nun yaptırdığı 3 adet arsenal daha yer alıyor, ve sonuncusu 2011 de Hanya Yat Kulübe ev sahipliği yapacak şekilde renove edilmiş. Gün batımını izlemek için en doğru adres ya Hanya Yat Kulübü ya da dalgakıranın sonundaki Deniz Feneri.

Limanın önünü çevreleyen dalga kıranının ucunda yer alan 21 metre yüksekliğindeki Mısır Feneri, aslında beş yüzyıl öncesinde Venedikliler tarafından inşaa edilmiş, dünyanın en eski deniz fenerlerinden birisi. 1830-1840 yılları arasında şehri yöneten Mısırlılar tarafından yeniden inşaa edilen fener, sekizgen tabanı, 16 köşeli orta bölümü ve silindir tepesi ile minareyi andıran özgün bir mimariye sahip.

Güneşi dilerseniz Hanya Yat Kulübünde, dilerseniz de deniz fenerinde batırdıktan sonra, tekrar şehrin arka sokaklarına dalıp, önce Arheleon caddesini takip ederek Kanevaro sokağında, antik dönemden kalma Minos Sarayı kalıntılarını görebilirsiniz. Ardından da şehrin tarihi kapılarından birisi olan Koum Kapı ile Eski Liman arasında kalan, Müslüman mahallesi olan Splantzia bölgesini keşfedebilirsiniz.

İlk önce Dominik Hristiyanları tarafından yerleşke tutulan Splantzia mahallede, tarihi incir ağacının gölgelendirdiği ‘1821’ Meydanında, ‘Agios Nikolaos’ (St Nicholas) Kilisesi inşaa edilmiş. Osmanlılar döneminde ise kilisenin çan kulesinin çaprazına bir minare eklenerek, camiiye dönüştürülmüş.

Bugün yine kilise olarak hizmet veren bina, dünyadaki en enteresan dini yapı örneklerinden birisi.

Meydanda yer alan ‘Bourbos‘ da bir kahve içebilir hatta ev yapımı köfte ve beyaz peynirli mürekkep balığı dolmasının tadına bakabilirsiniz. Daskalogianni caddesi üzerinde yer alan ‘Kouzina E.P.E‘ ise yeni nesil Yunan lezzetleri ve balıklarda iddialı.

Hanya’nın diğer bölgelerine göre daha sakin ve huzurlu olan Splantzia civarında ara sokaklara dalıp çıkmak, ve nefis mimari örneklerinin tadına varmak çok keyifli.

Trafiğe kapalı şose taşlı dar sokak Chatzimichali Daliani, sağlı sollu tavernaları ile Hanya’nın en keyifli sokaklarından birisi. Sokaktaki camiinin minaresi, bir dönem bu mahallede yaşayan Müslüman kimliğini yine size hatırlatıyor.

Bu sokakta iken, 16. Yüzyıldan kalma bir Venedik manastırında yer alan ‘To Monastiri Tou Karolou’ tavernasının yemyeşil avlusunda, veya Mesogiako, 630 Mezedosholion’da geleneksel Yunan lezzetlerinin, modern lezzetler için ise yeni açılan Baron’u deneyebilirsiniz.

Bir alt sokak olan Sarpaki, onu dik kesen Pottie ve ona paralel daracık geçitlerde ve pastel renkli evlerin arasında kaybolmak, Hanya’nın en zevkli yürüyüş rotası.

Buradan yürüyerek ulaşacağınız Ovraiki (Evraiki) bölgesi ise Osmanlı döneminde Musevi cemaatinin yaşadığı bölge. Betolo, Isodion, Chalidon ve Portou sokaklarında dolaşırken mistik bir labirentte gibi hissedeceksiniz. Daracık sokaklarda Venedik mimarili evler adeta bir masal dünyasını andırıyor.

Isodion caddesinde ‘Sketi Glyka‘da Valrhona isimli çukulatalı tatlıyı ve yanıbaşında ‘Ababa Bar’da sangria içkisini tadabilirsiniz.

Ardından tekrar Top Chanas (Topanas) bölgesindeki Angelou veya Theotokopoulou caddelerinde yürüyüp Kountourioti sahiline bağlanabilirsiniz. Ya da Zambeliou caddesi üzerinde şehrin en ünlü restoranı olan Tamam’da geleneksel Yunan lezzetlerini tadabilirsiniz.

Kountourioti sahilinde yemek yemek için birçok restoran alternatifi olsa da tek düzgün adres Arismari. 2015’de açılan restoran lokal mahsüller ile hazırlanan geleneksel Yunan lezzetleri sunuyor.

Ancak eğer gerçekten Hanya’daki en güzel yemekleri yemek istiyorsanız, yeni nesil Yunan lezzetleri için: Salis, geleneksel Yunan lezzetleri için: Portes, balık için: Glossitses, ve de ev yapımı geleneksel lezzetleri ve nefis etler için: Chrisostomos en çok tavsiye edeceğimiz restoranlar.

2015’de açılan Salis, Hanya’nın en gözde restoranı haline gelmiş bile. Tamamen lokal mahsüller ile hazırlanan lezzetler, geleneksel Girit tariflerine yeni nesil yorumlar ile sunuyor. Mahsülü, pişirmeyi, mutfağı, sunumu, şarap eşleşmesini ciddiye alan ve hakkını veren nadir Yunan lokantalarından Salis. Ortaklarından Stelios Hanyalı ve 30 yıldır yeme-içme işinde, çocukluğundan beri deniz kıyısında bir restoran açma hayalini, İsveçli ortağı Afshin’in desteği gerçekleştirmiş. Tümü geentiği ile oynanmamış orjinal tohumlardan oluşturdukları kendi bostanlarında yetiştirdikleri sebze ve meyvelerin yanı sıra en iyi lokal üreticilerden aldıkları peynir, balık ve etlerden menülerini oluşturuyorlar. Afshin’in kendi bağları ve zeytinliklerinden gelen şarap ve zeytinyağlarını sunuyorlar. Ayrıca harika bir şarap kavları ve çok geniş bir şarap menüsü var. Ambiansı ve dekoru modern ve sıcak. Tüm yıl açık restoranda ton balığı, ızgara sardalya, ballı salata, gruyerli ev yapımı makarna favori lezzetlerimiz oldu. (Akti Enoseos 3)

Portes ise Hanya eski şehrinin iç bölgelerinde daracık bir sokakta duvarlara asılmış antika kapılar önündeki masalarda lezzetlerini sunuyor. Portes’in sahibesi Susanna’nın, mevsimlik ve taze lokal mahsüllerin kalitesine verdiği önem, geleneksel tarifler ile hazırlanmış nefis yemeklerin lezzetinde kendisini gösteriyor. Kavrulmuş karnıbaharlı ıspanak salatası, Girit usulü Patlıcan ezmesi, ızgara sardalya, enginar, ahtapot carpacciosu, ızgara levrek, ve pirzolası muhteşem. (Portou 48)

Crisostomos taverna, lokasyon ve ambiyans olarak ilk başta çekici gelmese de, odun ateşinde yavaş yavaş pişmiş kuzunun, geleneksel tencere yemeklerinin ve nohutlu, mercimekli, lokal baharatlı salatanın en güzelini burada yiyeceğinizden emin olabilirsiniz. Restorana ismini veren şef Crisostomos’un, adanın güneyinde sadece tekne ile ulaşılabilen ufacık sahil köyü Marmara’da deniz kıyısında bir tavernası daha var. Tekne kiralayıp Güney sahillerini denizden gezerseniz, öğle yemeğini burada yemenizi tavsiye ederiz. (Defkalionos & Ikarou köşesi)

Enoseos sahilinde tipik bir balıkçı atmosferine sahip Glossitses Tavernanın duvarlarını lokal bir sanatçının yorumu olan her biri etkileyici film afişleri süslüyor. Girit usulü patlıcan etmesi, asma yaprağında sardalya, Girit salata, ızgara bebek kalamar, ahtapot ve ızgara balıklar gerçekten enfes. (Akti Enoseos 4)

Buralarda yer bulamadıysanız geleneksel lezzetler için Tamam, yeni nesil yorumla için Arismari veya Kariatis’i deneyebilirsiniz.

Çocukluğunuza dönmek için Hanya’da harika bir imkan var; açık hava sineması! İsterseniz Halepa’daki Attikon veya Ulusal Bahçelerdeki Kipos’ta gecenizi bir sanat filmi ile sonlandırabilirsiniz.

Biraz eğlence istiyorsanız da eski limanda yer alan ‘Pallas‘ veya ‘Nama’ da kokteyllerin tadına bakabilirsiniz. Dondurma severler Chalidon caddesi üzerindeki meşhur ‘gelateria’ Delizia’ya uğrayabilir. Özellikle böğürtlenli panna cotta ve de çilekli mascarpone cheesecake dondurmaları muhteşem.

İlle de alışveriş diyenler varsa kapalı çarşıyı andırdan Stivanadika üzerinde, biraz daha kaliteli tasarımlar için ise Zambeliou Caddesindeki dükkanlara bakabilirsiniz.

2.Gün

Bu uzun güne erken başlamak ve 8.30 da yola çıkmakta fayda var. İstikamet Balos yarım adacığı. Kalabalıklar ile birlikte olmamak için tekne turlarını tavsiye etmiyoruz. Kendi arabanız ile yarımadanın ucuna kadar gidip, patika yoldan trekking yaparak, hem kendi saatinizde hareket edebiliyorsunuz hem de manzaraların keyfini boşken dilediğiniz gibi çıkartabiliyorsunuz, hem de güzel bir yürüyüş/tırmanış aktivitesi oluyor.

Balos Doğal Parkı’na 1 saatte ulaşıp, toprak yoldan otopark alanına da 15-20 dakikada varabilirsiniz.

Balos önce binlerce çiçek kaplı sarp kızıl sarı kayaları ile sizi etkiliyor. Alçalıp yükselen tepelerde, adaya özgü bembeyaz Glambari Anteni çiçekleri yanyana dizilmiş, manzarayı seyretmek için boyunlarını iyice uzatmış, Mars’ta birer uzaylı gibiler adeta.

Yürüyüşünüzün bir virajında ayaklarınızın altı da turkuaz lagün ve beyaz kumsal ile çevrili yarımadacık karşınıza çıkıyor. Bu nefes kesici manzaraya nazır aşağıya iniyorsunuz. İncecik kumlarla kaplı lagünü keyifle gezdikten sonra sığ sularıniçinden yürüyüp, geçip, tarafta kayalıklardan mavi, turkuaz ve lacivert denizin tertemiz sularına kendinizi bırakabilirsiniz. Saat 10.30-12.00 arası kalabalıklar ve tekneler Balos’u doldurmadan sessizliğin ve bakirliğin keyfini sürebilirsiniz. (Bu kayalığa saat 13.00 gibi dev bir tekne yanaşıyor ve huzurdan eser kalmıyor.)

Geri dönüşte sizi esaslı bir tırmanış beklediği için, sıcağa kalmadan 12.30-13.00 gibi yokuşu tırmanıp, Balos’u tepeden farklı ışıkta seyredip, bir sonraki deniz keyfine yola çıkabilirsiniz.

Eğer acıktıysanız Balos yolundaki Kaliviani köyünde, Agarathos aile tavernasında veya Mama’s Dinner’da manzaraya nazır bir öğle yemeği yiyebilir, ya da 45 dakikada ulaşacağınız Falasaro plajındaki Playa Paraiso‘da önce şezlonglarınıza yerleşip ardından restoranda keyifli bir öğle yemeği yiyebilirsiniz. Falasarna adanın batısına bakan kayaların arkasında yer alan bembeyaz bir kumsal.

Turkuaz renkli pırıl pırıl denizi ile rüzgarsız havalarda keyifli bir güneş & deniz noktası. (Şiddetli Poyraz varsa dalgalı denizi sebebi ile biraz keyifsiz olabilir Falasaro)

Denize batan güneşi seyretmek için akşam üzerini plajda geçirebilir ya da plajın tepesinde geri dönüş yolunda tepede yer alan Spilios veya Cretan Tavernalaradan birisinde kuşbakışı manzaraya nazır günbatımı yapabilirsiniz.

Eğer erken acıktıysanız ve Hanya’ya kadar beklemek istemiyorsanız, dönüş yolunda yarım saat sonra karşınıza çıkacak minik balıkçı barınağında, O Gero Tsekgas gelensel tavernasında ya da yanıbaşında modern bir alternatif olan Thea Seas restoranda yiyebilirsiniz.

Ya da Hanya’ya dönüp, Halepa sahiline çıkarsanız, 19. Yüzyılda sahil kenarında inşaa edilen ve bugün terk edilmiş tabakhanelere ev sahipliği yapan Tampakaria‘ya uğrayabilirsiniz. Küçücük bir koyda yer alan hayalet taş binalara nazır ‘Thalassino Ageri’ taverna da, ayaklarınızın ucuna kadar gelen denizin sesini dinleyip, gün batımına nazır hayalet binalara bakarak sürreal bir akşam yemeği yiyebilirsiniz.

3.Gün

Güne Yunan lezzetleri ile başlamak isterseniz Kormoranos Bakery’nin fırından taze çıkan muhteşem börek ve poğaçalarının tadına bakıp (46 Theotokopoulou), ardından To Stenaki’nin meşhur ‘freddo espresso’nu yudumlayabilirsiniz (5 Odyssea Kalligianni).

Ve ardından adanın en bakir ve ıssız bölümü olan Güney sahillerini keşfetmek için erkenden yola çıkabilirsiniz. İnişli çıkışlı dağ yollarını aştıktan sonra 1.5 saatte ulaşacağınız Frangokastello, denizin kıyısında 16. yüzyılda inşaa edilmiş kalesi ile masal diyarı gibi bir sahil. Arka planda heybetli Beyaz Dağlar ve önündeki kalenin manzaralarını seyrederek altın kumsalda güneşlenip, korunaklı koyda denize girebilirsiniz.

Frangokastello’dan Chora Sfakia’ya giderken yolda önünde ıssız bir plaj olan Stavroz Taverna‘da bir kahve içebilirsiniz.

Yarım saatte ulaşacağınız Chora Sfakia balıkçı köyü çok matah bir yer değil. Asıl buradan tekne kiralayarak, karayolu ulaşımı olmayan, sadece teknelerle ile ulaşılabilen Agia Roumeli, Marmara ve Loutra isimli minik inziva köylerinin denizden keyfini sürebilirsiniz (feribot yerine tekne kiralamanızı ve kalabalıklardan farklı saatlerde ulaştığınız liman köylerinin keyfini yalnız başınıza çıkarmanızı öneririz). Dinlenmek ve dünyadan kopmak için bu köylerde konaklayanlar da mevcut. Sahil boyunca göreceğiniz kalayıklar arasındaki doğal kumsal plajlarda veya mağaralarda denize girebilirsiniz. Özellikle Marmara yakınlarındaki denize inen kayaların arasında oluşmuş mağarala ve minik plajlar tekne ile keşfetmek ve deniz keyfi yapmak için eşsiz. Denizden tazecik çıkan balıklar ve ev yapımı muhteşem lezzetler için Hanya’da da restoranı bulunan şef Crisostomos’un, sadece tekne ile ulaşılabilen deniz kıyısındaki tavernasını öneririz.

Dönüş yolunun bir buçuk saat süreceğini düşünerek istediğiniz kadar bu köylerde kalıp, ardından teknenizi Chora Sfakia’da teslim edip, Hanya’ya dönebilirsiniz.

4.Gün
Deniz severler bugün adanın en güney batı ucunda yer alan Elafonisi’nin ‘pembe’ Kumsalına gidebilir. Dağları inip çıkan virajlı yol 2 saat sürüyor, ancak sizi yine bembeyaz bir kumsal, turkuaz bir deniz ve kıyıya vuran deniz kabuklarının oluşturduğu pembe bir sahil görüntüsü ile tropik ada atmoferi bekliyor.

Doğa severler için ise, Girit’te Mayıs ile Kasım arasında nefis trekking rotaları mevcut. Girit’in Batı ve Orta bölümünde yer alan, genellikle zirveleri karlarla kaplı Ak Dağlar ve Ida Dağı, vahşi doğaları ile nefes kesici manzaralar sunan derin kanyon ve vadilere ev sahipliği yapıyor.

Eğer doğa yürüyüşü meraklısıysanız, Samaria, Imbros, Agia Irini ve Aradena kanyonları sizin için biçilmiş kaftan.

Sabah erkenden sizi otelinizden alıp Samara Kanyonunun girişine götürüp, 5-6 saat süren 16 kilometrelik yürüyüşte size rehberlik edip, sonunda adanın en güneyinde sadece tekneler ile ulaşılabilen Agia Roumeli koyunda masmavi sulara kendinizi bırakıp ferahlamanızı ve yorgunluk atmanızı bekleyip, ardından önce tekne sonra da araç ile sizi akşam tekrar Hanya’ya geri getirecek bir trekking turu alabilirsiniz. Yol boyunca değişen coğrafya, bitki örtüsü ve manzaralar gerçekten çok etkileyici.

Doğaseverler için başka bir keşif noktası ise adanın tek taze su gölü olan Kournas Gölü. Yemyeşil göl çevresi nefis bir fauna ve floraya ev sahipliği yapıyor.

5.gün

Rethymno

Hanya’ya göre daha az turistik ve kalabalık bir şehir olan Rethymno, 16. Yüzyıldan kalma Venedik Kalesi Fortezza’ya ev sahipliği yapıyor. Şehri denizden gelecek saldırılara karşı korumak için yanıbaşındaki tepeye kurulmuş kalenin tepesinden manzaralar harika. Rethymno’da, Ortadoks ve Katolik kiliseler, Camiiler, Sinagoglar, Hamamlar, Çeşmeler ve Kapılar ile bezenmiş ‘eski şehrin’ labirent gibi daracık sokaklarında kaybolarak, Venediklilerin, Osmanlıların izlerini sürmek ise büyük bir keyif.

‘Makri Steno’ ismi ile de anılan Nikiforou Foka sokağı ve Enthikis Antistaseos, Portou, Renirei, Mavili, Metaxaki, A Korai, Smirnis sokaklarında yürüyüp, trafiğe kapalı bu daracık sokaklarda mimarinin tadını çıkartıp, günlük yaşamı izleyebilirsiniz. Goura Kapısı, Agios Frnagiskos Kilisesi, Türk Okulu, Piazza meydanı, Loggia Kemeraltı, Rimodi Çeşmesi, Nerantze Camii, Osmanlı Hamamı, Venedik’lilerden kalma eski liman, Kara Mustafa Paşa Camii, Büyük Kapılı Camii, Veli Paşa Camii, Rethymno eski şehrinde görülmeye değer noktalar.

Paleokastro tepesi üzerine Venedikliler döneminde inşaa edilmiş Fortezza Kalesinde ise majestik Doğu Kapısı, cephanelik, tiyatro, saray, kiliselerini gezebilir, ayaklarınızın altında Rethymno şehri ve Ege’nin panaromik manzaralarını seyredebilirsiniz.

Rethymno’da iken öğle yemeğinizi Bistro 22 veya Lemono Kipos’un bahçesinde, geleneksel bir Yunan tavernasında akşam yemeği için Raki Ba Raki ve Avli, yeni nesil bir Yunan lokantası için ise Prima Plora’yı tercih edebilirsiniz.

Ancak Rethymno bölgesinin en meşhur restoranı, şehrin biraz dışında yer alan Armenoi köyünün meydanındaki Alekos restoran. Üç kuşaktır aile restoranı olan Alekos’un sahibi ve şefi Sifis, unutulmaya yüz tutmuş Girit lezzetlerini, günlük ve taze olarak sunuyor. Lokal baharatlar ve otlar ile hazırlanmış mezeler ve salatalardan sonra restoranın favori yemeği Stamnagathi’li domuz.

6.Gün

Tarihi Şehir ve Arkeoloji Meraklıları için Heraklion ve Civarı

Adanın en büyük şehri olan Heraklion aslında genelde es geçilen bir şehir. Ancak Girit’te tarihi ve günlük yaşamı en güzel harmanlayan şehir.

Bir bisiklet kiralayıp, kendine özgü karaktere sahip Lakkos ve Agia Triada gibi tarihi yüzlerce yıl öncesine uzanan mahalleleri, şiir gibi avlular, daracık geçitler, ağaç gölgelerinde kahvelerde oturmuş lokaller ile bezenmiş labirent gibi sokakları dolaşabilirsiniz.

25 Ağustos caddesi üzerindeki nefis neo-klasik mimaride binalar, Eleftherias, Kallergon ve Xenia meydanları, Morosini Çeşmesi, Agios Petros ve Pavlos manastırı, Koules hisarı, Neoria tersaneleri, Arkeoloji Müzesi, Girit Tarihi Müzesi, şehri tepeden görmeye imkan tanıyan Venedik surları üzerinde yürüyüş, Bethlehem ve Pyli Agiou Andrea kapıları, 16. Yüzyıldan kalma Agios Mattheos kilisesi, Heraklion’da iken rotanıza almanızı tavsiye ettiğimiz yerler.

Yürüyüş veya bisiklet ile keşfilerinizi yaparken kahve veya yemek molaları için adresler ise; Steam (64 Ikarou Bulvarı)’in kahveleri, Caffe Gioia (10 Agiou Titou Cad.)’nın kahve ve makarnaları, Kagiabis(12 Monofatsiou Cad.)’in salyangozlu makarnaları, Vourvouladiko (71 Monis Kardiotissis Cad.)’nun harika bahçesinde geleneksel Girit lezzetleri, Ippokambos (3 Sofokli Venizelou Bulvarı)’un buharda midyeleri. Eğer akşamı Heraklion’da geçiriyorsanız The Bitters Bar (Stoa 50 Tetragono)’da caz eşliğinde kokteyl içebilirsiniz.

Heraklion ve civarı Avrupa’nın en eski medeniyeti ve yerleşimlerinin kalıntılarına ev sahipliği yapıyor. Tabii efsaneler ve mitler ışığında bu kalıntıları gezmek daha etkileyici.

Heraklion Arkeoloji müzesi kaçırılmayacak bir keşif. Yedi yıl süren renovasyondna yeni çıkan müze adanın zengin tarihinin hazinelerini sunuyor. Özellikle gizemi hala çözülememiş olan Phaisdos diski etkileyici ve şaşırtıcı. 3 Temmuz 1908 yılında Girit’te bulunmuş olan bu diskin üzerindeki Linear A ismi verilen resim yazısı, Mısır Hiyeroglif yazısını andırıyor. Merkezden başlayıp çevreye doğru spiral bir helezon şeklinde kazılmış olan bu işaretler, hala deşifre edilememiş bir antik lisan.

knossos

Efsaneye göre yarı insa yarı boğa olan Minotaur, Girit Kralı Minos’u tatsız oyunları ile bezdirilip usandırınca sarayın altındaki bir labirante kapatılmış. Ancak Minotaur, her yıl kendisine 7 genç erkek ve kadın kurban verilmesini istemiş. Kral Minos, Atina krallığından bu kurbanları göndermesini istemiş. Ve Atina Kralı’nın oğlu Theseus’un canına tak edene kadar bu kurbanlar gönderilmiş. Theseus tüm bu saçmalığa son vermek için Girit’e yelken açmış. Girit’li prenses Ariadne’ın yardımı ile labirante girip Minotaur’u öldürüp, yol boyunca bıraktığı ip sayesinde geri çıkmayı başarmış. Bu hikayenin geçtiği şehir Heraklion’a çok yakın olan Knossos. Minos’ların başkenti olan Knossos, MÖ 3000’lere dayanan tarihi ile Avrupa’nın en eski antik şehri. Ünlü labirente ev sahipliğ yapan saray 1900’lerde restore edilmiş, duvar resimleri ve freskolar yeniden canlandırılmış. (Güney Sahiline yakın Minos’ların ikinci büyük şehri Phaistos, benzer bir etkileyiciğe sahip antik şehir)

Lato Butik otelin terasında yer alan Herb’s Garden, Venedik limanı ve denize nazır konumunda adanın yöresel otları ve taze deniz mahsülleri & balık keyfine varmak için ideal adres. (15 Epimenidou St)

7.Gün

Elounda – Agia Nikolas – Vai Rotası (Kuzey Doğu Girit ve Civar Keşifleri)

Heraklia’ya 54 kilometre uzaklıktaki Neapoli, arnavut kaldırımlı sokaklarındaki tarihi konakları, çeşmeleri ile keyifli bir eski şehir bölümüne sahip. Drios kafe’de bademli ve tarçınlı lokal geleneksel içeceklerin tadına bakın.

Ardından istikamet eğlence plajları ve lüks otelleri ile adanın en turistik ve popüler şehri olan Elounda. Ancak burada da güzel keşifler yapmak mümkün. Elounda’nın çaprazında 1903-1957 yılları arasında Girit Devletinin sadece cüzzamlılar için ayırdığı Spilonga adası, artık ziyaretçilere açık. Venedik döneminden kalma kale, evler, hastane, ve okulun yanı sıra Osmanlı döneminden kalma izleri bulabileceğiniz ada sanki zamanda asılı kalmış gibi.

Elounda yeme-içme konusunda epey gelişmiş bir kasaba. Tarihi bir keçiboynuzu fabrikasının taş binasında yer alan Ergospasio Restaurant, taze ve günlük balıklarda iddialı. Ferryman Taverna ise, çeşit çeşit mezeleri ile lokallerin favorisi. Ana meydanda yer alan Manolis Kafeneion, meze & rakı keyfi yapmak için başka bir adres. Biraz daha şık adresler tercih ediyorsanız Kalypso’nun gravyer peynirli ve incir limon konfitli kuzu carpacciosu dillere destan. (Elounda Peninsula otelin gurme restoranı Calypso ile karıştırmayın.) Elounda Mare otelin ödüllü Old Mill restoranı, tarhanalı levrek gibi yeni nesil Yunan lezzetlerinde iddialı. Elounda Beach Otelin A.N.D. (Artemis Night Dinner) ise 4 yemeklik tadım menüsü ile konsept bir restoran. Blue Lagoon by Mistura ise füzyon Yunan & Asya lezzetleri ile farklı bir macera sunuyor. Blue Palace otelin Flame ise sofistike etleri ile iddialı.

Deniz kıyısında ve Voulismeni Gölü çevresinde kurulmuş Agia Nikolas ise, limanı ve eski şehri ile doğu Girit’in en estetik kasabası. Sokaklarında yer alan nefis neo-klasik binaları keşfettikten sonra göl manzaralarına nazır konuşlanmış Migomis restoranda kavrulmuş malt bira ve soğan marmeladı soslu bonfilenin tadına bakabilirsiniz.

Agia Nikolas’ın hemen güneyinde yer alan Voulisma bembeyaz kumsalı ve turkuaz denizi ile deniz keyfi arayanlar için ideal bir durak.

Yol üzerinde Sitia limanında bir frape molası için Black Hole’a uğrayabilirsiniz. Ardından 15. Yüzyıldan kalma Toplou Manastırını ziyaret edin. Müzesinde harika folkorik sanat, gravür ve kutsal emanetler yer alan Manastırın rahipleri olağanüstü lezzette şarap, bal ve zeytinyağı üretiyor.

Adanın en kuzey doğusunda yer alan egzotik Vai sahili ise, kendinizi tropik bir adada hissettiren, Avrupa’nın tek Palmiye ormanına ev sahipliği yapıyor. Metochi Taverna’da lokal peynirler ile hazırlanan skioufichta makarna, kuzu kavurma ve sote tavşanın tadına bakın.

Upuzun Kouremenos kumsalı ise hiç bitmeyen rüzgarı ile sörfçülerin cenneti. Freak Surf Kulübünden sörf kiralayarak sörfe çıkabilirsiniz. Az ilerideki Hiona plajı sığ suları, öününde yer alan Grandes adacıkları manzarası ile nefis bir deniz alternatifi. Burada yer alan Kakavia taverna ızgara balıkları, spesiyal kakavia balık çorbası ile lokallerin favorisi.

8.Gün

Zakros – Monastiraki Rotası

Dağlık yoldan ilerleyerek doğal kaynakları ve kanyonu ile meşhur Ano Zakros ve Minos döneminden kalma saray kalıntılarına ev sahipliği yapan Kato Zakros ilk duraklar.

Sahilde güneye doğru ilerlerseniz Xerokambos sahilindeki altın kumsallı ufacık koylarda denize girebilirsiniz. Dolphin taverna, domates soslu soutzoukakia sosileri, stifado sığır yahnisi, kakavia balık çorbası ve ev yapımı rakısı ile meşhur.

Xerokambos tepelerinde yer alan Ziros ise daracık sokak ve geçitleri, tarihi taş evleri, Bizans dönemi kiliseleri ile zamanda geriye yolculuk yapacağınız bir köy. Eğer Ortaçağ mimarisi meraklısıysanız terk edilmiş Etia köyündeki Venedikliler döneminden kalma Villa De Mezzo’yu ziyaret edin.

Sahilde devam ederseniz Makri Gialos harika kumsallar ve korunaklı bir limana ev sahipliği yapan harika bir koy. Turkuaz suları ile Girit’in en güzel denizlerinden birisinin bulunduğu Koufonisi adacığına tekneler buradan kalkıyor. Dönüşte Makri Gialos’da Sellia köyünde Elia tavernada taze deniz mahsülleri yiyebilirsiniz. Sahipleri Nina ve Nikos’un, sadece yöresel mahsüller kullanarak hazırladığı patlıcan, humus, zencefilli ton, limonlu domuz gibi nefis lezzetlerin tadına bakarken deniz ve dağ manzaralarının keyfine varacaksınız.

Güneybatıya doğru ilerlerseniz Koutsouras’a ulaşacaksınız. Denizin hemen kıyısında yer alan Kalliotzina ise enginarlı keçi kavurma ve kalikota sebze güveci ile dillere destan.

Tekrar dağlık yollardan kuzeye yola çıktığınızda ise terk edilmiş Monastraki köyü, ayaklarınızın altında Mirabello koyunun eşsiz manzaralarını sunuyor. Burada yer alan Monastraki taverna, kendi bostanlarında yetişen sebzeler, kendi zeytinlerinden ürettikleri zeytin yağı ile günlük lezzetler sunan bir aile lokantası, şarap soslu horozu ve staka peynirli omleti çok meşhur. 350 yıllık tarihi bir binada yer alan tavernanın alt katı ufak bir folklorik müzeye dönüştürülmüş.

Agios Nikolaos ve Elounda Civarlarındaki Diğer Gizli Lezzet Durakları

Elounda yakınlarında zeytinliklerin arasında harika bir dağ köyü olan Fourni’nin meydanında dev incir ağacının altında yer alan ‘O Platanos’da kuzu pirzola, tavşan güveç ve kataifi tatlısı nefis. Yine Fourni’de büyük kilisenin çaprazında yer alan ‘Nora’s (O Palaimilos)’ mezeler, ızgara et ve güveç yemekleri ile nefis lezzetler sunan başka bir adres

Agios Nikolaos’a 15 dakika uzaklıkta Latsida köyünde lokaller ile dolu ‘Miliaras’ taverna adanın en lezzetli domuz (souvlaki) şiş kebabını yapıyor. Kızarmış peynir, tavada biberiye ve sirkeli salyangoz, kabak çiçeği dolması, ve kuzu pirzola da harika.

Exo Lakonia köyünde ‘Stavrakakis’ taverna’da baharat ve oltu Hortopitakia, peynirli Mizithropitakia çörekleri, dolma, güveç ve etler nefis. Çaprazında Klasik Otomobil Müzesini ziyaret etmeyi unutmayın.

Agios Nikolaos’ın güneyinde adanın içlerine doğru yer alan Kornaros Kulesine ev sahipliği yapan Myrsini köyündeki ‘Kath’Odon’ taverna domates soslu salyangoz güveci ile meşhur.

Elounda’ya çok yakın Mavrikiano köyünde ‘To Rakadiko Tou Kamari’ (diğer ismi ile The Hope Taverna), Mirabello koyuna bakan nefis manzaralara nazır harika et yemekleri sunuyor.

Limnes köyünde ‘Christinis’, kısık odun ateşinde ağır ağır pişirilmiş etleri, ‘Ta Kato Kafeneia’ ise meze ve şiş kebapları ile meşhur

Vrachasi dağ köyünde yer alan ‘O Platanos tis Kyra Lenis’, bayan Eleni’nin geleneksel Girit tarifleri ile hazırladığı lezzetler otantik bir lezzet deneyimi sunuyor. Özellikle vahşi otlar ve salyango güveci Sofregada’yı tavsiye ederiz.

Agios Nikolaos ve Elounda’ya biraz uzak bir mesafede yer alan Agios Konstantinos köyünde ufak bir konuk evi olan ‘Vilaeti’, uzun sürüş mesafesine rağmen lokallerin favorisi. Odun fırında Antikristo kuzu çevirme kaçırılmaması gereken bir lezzet.

Mirabello koyundaki en lezzetli taze balık ve deniz mahsülleri deneyimi için Mochlos köyündeki ‘Bogazi’ doğru adres.

OTELLER

HANYA OTELLERİ

Hanya’nın eski şehrinin içide yer alan, sahile ve gözde caddelere yürüyüş mesafesindeki, ancak en sessiz sakin mahallelerde oldukları için gürültü almayan ve araba ile gidebildiğiniz aşağıdaki oteller favorilerimiz:

Monastery Boutique Hotel

Hotel Splanzia

La Maison Ottoman

The Small Venetian House

Biraz daha kalabalık ve turistik bölgelerde yer alan butik oteller ise:

Porto Venezzio Otel

Palazzo Duca

Casa Delfino

Mama Nena

Casa Leone

Hanya’ya 5 kilometre uzaklıkta deniz kıyısında yer alan oteller ise:

Halepa Hotel

Ammos Hotel

Rethimno Otelleri

Casa Vitae

Avli Lounge Apartments

Caramel

Kyma Beach Hotel

Kriti Beach Hotel

Elina Hotel

Heraklion Otelleri

Lato Boutique Hotel (eski şehride)
Aquila Atlantis Hotel
Capsis Elite Resort

Elounda ve Agios Nikolaos Otelleri

The Blue Palace, Plaka, Schisma Elountas

Domes of Elounda, Elounda, Agios Nikolaos

Daios Cove Luxury Resort & Villas, Vathi, Agios Nikolaos

Diğer Şehir, Kasaba ve Köylerdeki oteller

Kuzey’de balıkçı kasabası Panormos’ta Villa Kynthia
Güney’de Preveli ve Agios Pavlos ortasında Eleonas
Elafonisi ve Balos yakınlarında Elia Hotel
Kissamos’ta Balos Beach Hotel
Vai ve Zakros yakınlarında The White House ve Casa dei Mezzo
Knossos’ta Villa Creta
Gavalochori dağ köyünde The Mill Press veya Villa Levanda
Almyrdia’da SK Place
Fodele’de Fodele Beach Hotel
Limenas Hersonisou’da, Creta Maris Beach Resort


Platanias’ta, Indigo Mare

Girit Adası İzlenimleri