WONDER (2017)MUCİZE / YAŞAM KAYA

Kendi romanından uyarladığı “The Perks of Being a Wallflower” filmi ile tanıdığımız yönetmen Stephen Chbosky, Owen Wilson ve Julia Roberts ikilisini alıp kendi çizgisinin benzersiz bir örneği ‘Mucize – Wonder’ ile karşımıza geçmiş. Şimdiye dek yaptığı işlerle gerçek yaşantıların çarpıcı hikayelerini beyazperdeye aktaran Chbosky, RJ Palacio’ nun yazdığı romanı yine aynı yazar ile muhteşem bir işbirliği kurarak senaryolaştırması ‘Bestseller’ dediğimiz mantığın vurucu kimliğini oluşturuyor. Hollywood’da son dönemde artan romanlardan aktarılmış senaryo mantığı, gişe filmlerindeki hasılatlarla doruk noktasına ulaştı. İşte bu algının bir yansıması diyeceğimiz Wonder, doğuştan Treacher Collins sendromu hastalığıyla dünyaya gelmiş bir çocuğun yüzündeki fiziksel değişimlerin bir ailenin hayatına olan etkisini gösteriyor.

İnsanların duygusal tarafına seslenen ve görüntü ne olursa olsun insan gibi yaşama hakkını ön plana çıkaran Wonder için psikolojik duygusallığı bol bir film diyebiliriz. Wonder; August Pullman’ın (filmdeki ismi Auggie) beşinci sınıfa başlamasıyla ilk adımı gerçekleştiriyor. Auggie okula gitmemiş ve dış dünyayla fazla iletişim kurmamış bir çocuk. Yaşadığı hastalıktan dolayı yüzü doğumundan itibaren deforme olmuş durumda. Hayatın içindeki insanları tanımaya çalışan Auggie ve ailesi zor insanları aşıp, onlara yardım eden iyilik dolu bireylerin sayesinde yaşadıkları çemberin dışına çıkabiliyor.Anne babanın varlığı üzerinden işlemeyen konu bütünlüğü, çocuğun gözü üzerinden olanı aktarma gayretine girdiği için çok fazla dramatik olguları içine çekmemiş. Burada konuyu uzaylı benzetmesine, insanların çocuğun yüzüne karşı verdiği tepkilerin anlamsızlığına kadar götüren Chbosky, Auggie’ nin duygusal beklentisini filmin tam ortasına yerleştirip, ana rollerle çocuk arasındaki bağlantıda olanı olduğu gibi, abartmadan aktarma mantığını filmde çok güzel aktarıyor.

Filmin içine konulan yardım olgusunda siyahi ırkın devreye girişi, Summer, Justin ve Mr. Browne gibi karakterlerin varlığı ile siyasal boyutta bir tercihe dönüşüyor. Yönetmenin ve senaristin ezilen bir insan topluluğu ile yüzündeki bozuklukla hayata tutunmaya çalışan bir çocuğun çabasını aynı noktaya getirmesi ilginç bir girişim. Ama burada bizi konuya karşı manipüle etmeyen olay örgüsü mevcut. Tüm bunların aynı pota içinde erimesi ise konunun psikolojik türünü daha bir ön plana çıkarmış. Via’nın rol aldığı tiyatro sahnesi filmin tam olarak cazibe noktası olurken, Auggie’nin zeki bir karaktere doğru yol alma öyküsü her açıdan bizleri filme bağladı. Senaryonun çoğunluğuna imza atan Steve Conrad, The Weather Man, The Pursuit of Happiness, The Secret Life of Walter Mitty adlı başarılı senaryo çalışmalarıyla Hollywood’ da kendisine farklı bir konum belirlemiş. Owen Wilson ve Julia Roberts İkilisi geçmişin bizde bıraktığı oyunculuk algısının çok çok üstüdündeler. Jacob Tremblay ile Izabela Vidovic abla-kardeş rollerinde psikolojik derinliği damarlarımıza kadar işlediler. Jacob Tremblay için çok büyük başlık atmam lazım. Filmin tüm yükünü sırtlanan çocuk oyuncu gelecekte muhteşem işler yapacağını bizlere kanıtladı. Ama burada usta isimlerin oyuncuya verdiği paslar olağanüstü! Çocuğun duygusal bağlamda istediklerini elde ederken yakaladığı enerjiyi, her karesinde mantık süzgecimizden geçirerek anladık.

Yönetmen Stephen Chbosky, klasik bestseller mantık süzgecini kırıp, gerçeklerle süslü bir psikolojik dramı suratımıza çakmış. Bunu gerçekleştirirken mümkün olduğunca duygusal açmazlara girmemiş. Wonder filmini izlediğinizde sizleri etkileyecek olan asıl gerçek; ortada yüzündeki değişimden dolayı bir çocuğu acıma hissi kalbinizde oluşmuyor, tam aksine çocuğun hayatla olan bağı onu çevresindeki çocuklardan farksız bir bireye dönüştürüyor. Gişe kaygısını elinin tersi ile bir kenara iten yönetmenin Wonder’da gösterdiği çaba filmin kalitesini on üzerinden dokuz puan gibi yüksek bir ivmeye doğru çekmiş. Anlatımı, oyunculuğu, hastalığın psikolojik yansıması Wonder filminin öne çıkan en büyük artıları!

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar