Stajyer (The Intern) 2015 / YAŞAM KAYA

1984 yılından bu yana Hollywood’da kendine haz ‘muhafazakar sinema’ algısında filmler çeken Nancy Meyers, yeni filmi The İntern ile farklı bir kulvara doğru adım atarken, yine geçmişten gelen alışkınlıklarını devam ettirmiş. Jack Nicholson’ un karkter anlamında döktürdüğü Something’s Gotta Give filminde ‘aşk’ adına çıkış yakalayıp, yeni olguları denemeye kalkışan yönetmenin geçmişten gelen bazı kalıpları adeta o’nu esir almış. Bu esir alınışı The İntern’de de izliyoruz.

the-intern

Ben, eşini kaybettikten sonra sıradanlaşan hayatı içinde kendisini ‘değersiz’ bulmaya başlayınca, emekli olmasına bakmaksızın yeni bir işte çalışıp hayata tutunmak ister. İşte konudaki can alıcı nokta burada canlanır. İnternetten giyim eşyaları satmakta olan popüler bir e-ticaret sitesinin sosyal sorumluluk projesi olarak seçebileceğimiz ‘yaşlı stajerler arıyoruz’ ilanına başvuran Ben, işe alınacağını tahmin etmediği sırada, yeni bir kapı sonuna kadar kendisine açılır. Kendi çektiği video ile iş hayatına adım atan Ben’i, iş delisi Jules’ in yanına verirler. Genç Jules, yaşlı adama önceleri önyargıyla yaklaşır, ama sonraları ikili arasında ‘iş arkadaşı’ muhabbetinin dışında yakın bir dostluk başlar.

Teknolojiyi kullanmaktan yoksun olan Ben ile teknolojinin içinde kaybolup, kendi özel hayatını mahveden Jules filmdeki çatışmayı doğururken, yönetmen Meyers’ ın insanın içini yiyip bitiren muhafazakar algısı filmin önüne geçmeyi başarıyor. Yönetmeni ‘hey neden bu iki insan arasında aşk yaşanmasına izin vermiyorsun?’ diye suçlamak lazım sonuna kadar. Yaşlı bir insanla, genç ve de evli bir kadın arasında süre gelen dostluk, Jules’ ın Ben ile yaptığı iş gezisinde zirveye çıkarken konudaki tempo düştükçe düşer. Beyazperdedeki olaylar zincirinin içinde bir türlü gelmeyen yakınlaşma yüzünden filmi sohbet havasında izleyip, konudan sıkıldıkça filmin dışında olayların içinde kendi sonumu oluşturdum. Jules eşiyle yaşadığı problemleri uzun uzun anlatınca, işin içine bilge kimliğiyle giren Ben konudaki tüm temponun düşüşüne neden oluyor. Yönetmenin bir tık üste çıkmaya izin vermemesi iki oyuncunun önündeki en büyük engel.

The Intern Robert De Niro

Anne Hathaway ile Robert De Niro yol aldıkları serüveni özümseyip, fazlaca kendilerini yormadan işin altından başarıyla kalkmış. Filmdeki ‘patron – stajyer’ ilişkisinin derinliklerine baktığımız zaman, filmin sonuç bölümüne doğru gidecek olan öyküde oyuncuların yan öykülerden beslendikleri aşikar. Hathaway’ ın Jules karakterine katkısını ‘başarılı iş kadını’ kimliğinde değerlendirebiliriz. Duygusal çatışmalarda yönetmenin gazabına uğrayan seksi oyuncu, De Niro ile bir türlü istenilen kıvama gelemeyen ilişki düzleminde rolünü tamamlamış. Tecrübeli aktör Robert De Niro ise konular arasında dengeleyici unsur olmaktan öteye geçememiş. Yönetmenin anlamsız aşk kurallarına takılan oyuncular istedikleri çıkışı yakalamadan ikili sahnelerde taşı gediğine koymayı bilmişler.

Meyers’ ın kendi hırslarını bir kenara bırakıp artık olanı olduğu gibi aktarmasını beklemek delilik olur. Sonuçta 2000’de What Women Want ile yakaladığı ‘romantik komedi’ film serüvenini ‘muhafazakar dram/komedi’ alanına kaydırıp sürdüren yönetmen, The İntern’de başroldeki karakterleri bir adım ileriye taşısaydı eğer Hollywood film tarihine kazınacak bir yapım ortaya çıkarabilirdi.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

Reklamlar