DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN JOKO! / YAŞAM KAYA

Fransız yazar Roland Topor’un “Joko’nun Doğum Günü” adlı eserini Ersin Umut Güler almış günümüz koşullarının bir neticesi olarak sahnelere aktarmış. Yolcu Tiyatro’nun bu çarpıcı çalışması Fransız Tiyatrosu ile bir noktada barışmam anlamına geliyor. Şimdiye dek izlediğim tiyatrodaki Fransız ekolünde durağan, akmayan, toplumun ihtiyacını gözardı eden metinler genel anlamda karşıma çıktı. Hüsranla biten bu metinlerin ardından, ilk önce İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği Fransız yazar Laurent Gaude’ nin “Medeakali” oyunu algımı değiştirip, “Joko’nun Doğum Günü” ile Fransızların teatral anlamda gücünü derinden hissettim. Kapitalizm eleştirileri farklı farklı konuların merkezinde yer tuttuğu için, slogana kaçmayan, gerçekçi biçimde analizlerle seyirciyi sahneye bağlı tutan metinler önem kazanıyor. Mine G. Kırıkkanat’ın çevirisini yaptığı bu oyunun anlatım kalitesi hepimizin hayatından bir parça.

“Joko’nun Doğum Günü”nü aslında distopik bir zamanda geçen konu diye düşünmemiz gerekli. Çalıştığı iş yerinde kazandığı para ile hayatını devam ettirmekte zorlanan Joko, ek gelir elde etmek için sırtında zenginleri taşıyarak bir nevi hamallık yapar. Annesinin güneye yerleşme hayallerini gerçeğe dönüştürmek isteyen genç adam elinden geldiğince tüm koşullarını zorlayarak bedenini adeta bir makinaya dönüştürür. Yazarın iki perde olarak tasarladığı öykünün birinci perdesi bu şekilde gelişirken, ikinci perdede sırtında taşıdığı insanlarla yapışıp kalan Joko’nun evinde yaşadığı çaresizlik gösterilir. Aslında metafor biçimde aktarılan olayları reel bağlamda düşünmeden hayal etmeliyiz. Sırtında taşıdığı ve daha sonra kendisine yapışan zengin acımasızlar Joko’ nun kanını emen yarasaları , vampirleri, zombileri göstermiş. Yani kelime olarak ne dersek diyelim; sistem içinde bedenimizi saatlerce hor kullanıp beş para etmeyen dünyanın içinde ona buna kölelik yapmaktan başka elimizden bir şey gelmiyor. Yazar Topor sistem içinde çalışarak elde edilmesi imkansız olan ‘refah yaşam’ hayallerini Joko’nun doğum günü üzerinden beynimize işlemiş. Doğum günü kavramını yanlış anlamayın sakın; burada Joko yeni bir yaşa girmiyor, aksine çalıştığı iş yerinde fakirlikle dolu yeni bir yılı tamamlıyor!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Oyunu izlerken özellikle ikinci bölümde The Walking Dead dizisi aklıma geldi. Dünyada hayatta kalan insanları yaşayan aylaklara dönüştürmek isteyen zombiler oraya buraya saldırıp, ‘tek tip’ insan oluşturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Düşünmeyen, üretmeyen, eleştirmeyen insan prototipinin birinci sırasında yer alan örnek, Joko’nun sisteme karşı direnişini yok edip, zamanla para kazanmak isteyen işçiyi yürüyen bir aylağa dönüştürüyor. Tabi siz ezilirken asla başınızı kaldırmayasınız diye tepenizde oturup size hükmeden bir zengin mutlaka yer alacak!

Ersin Umut Güler projection mapping teknolojisiyle kolaylaştırdığı sahne tasarımında Türkiye sahnelerinin pekte alışın olmadığı yeni biçimleri denemiş. Oyunun bol mekan değişikliğini düşündüğümüzde, yapılan çalışmanın ne derece önemli olduğunu anlarız. Arkada yer alan çizimlerle ev ortamından, fabrika koşullarına; sokaktaki yaşamdan, insanların acımasız davranışlarına kolaylıkla ulaşabildik. Mekanın değişimlerine göre oyuncuların gösterdiği performans gerçekten takdir edilmesi gereken bir durum. İkinci perdenin ilk perdeye göre daha ağır geçmesinde metindeki olayların etkili olduğu aşikar. Yönetmen nerdeyse sadece ev ortamında geçen ikinci bölümde vurucu darbeyi gerçekleştiriyor. Sistem eleştirisinin dışına çıkıp vahşi kapitalizmi öldüren anne, içinden çıkılmayacak gibi görünen yapıyı ortadan kaldırıyor. Hep ezildiği ve de yok edildiği için şikayet edenlere inat, yapıcı şekilde olayların sonunu getiren anne figürü Joko ile beraber konunun mihenk taşı! Güler, yönetimsel anlamda iki saati aşkın gösteride seyirciyi sıkmadan teknolojinin gücünü kullanıp sahne geçişlerinde bir devrim gerçekleştirmiş! Digital Görüntü ve Ses Tasarımı’nda Tufan Dağtekin’le her yönetmen mutlaka ama mutlaka çalışmalı!

Tolga İskit, Ayşe Tunaboylu, Cenk Dost Verdi, Efe Ünal, Merve Dağlı, Yasemin Ertorun, Burak Üzen ve Sercan Dede ekipçe ortaya koydukları performansla göz dolduruyor. Tabi bu isimler arasında parantez açmak istediklerim var. Joko rolünde Tolga İskit’ in duygusal değişimleri beni son derede etkiledi. Sahnelerde yeni yetenekler keşfetmeye kaldığım yerden devam ediyorum. Karakter bağlamında muhteşem performansı izlediğim için kendimi şanslı hissediyorum. Joko’nun annesinde Ayşe Tunaboylu yılların verdiği birikimle oyunun önünü açan en büyük artı. Yönetmen her açıdan kusursuz ekiple çalıştığı için güzel bir projeye imza atıyor.

Yolcu Tiyatro’nun yeni oyunu “Joko’nun Doğum Günü” Ekim 2016’da sahnelenmeye başladıktan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu da tek perdelik biçimde oyunu sahneye koydu. Böylesi oyunların tiyatroda devamlı yer alması, politik gündemimizi şekillendirmesi açısından çok önemli. Başarılı gösteriyi kaçırmayın!

Yaşam Kaya – yasam.kaya@gmail.com