Arzu, Sahte Ceset ve Bir Seks İtirazı: “Gregg Araki’nin “I Want Your Sex”i Filmekimi’nde!” / YAŞAM KAYA

Gregg Araki on iki yıl sonra uzun metrajla döndüğünde, beklenen o sert, nihilist, queer apokalips tonunun yerinde daha erişilebilir ama hâlâ kışkırtıcı bir şey bulduk. I Want Your Sex (Filmekimi’de Seni İstiyorum), çağdaş sanat dünyasının gösterişli yüzeyini, BDSM pratiklerinin iktidar oyunlarını ve Z kuşağının cinsel çekingenliğini aynı potada eriten erotik bir komedi-gerilim. Araki, Karley Sciortino’yla birlikte yazdığı senaryoda, eski Teen Apocalypse üçlemesinin ( Totally F*ed Up, The Doom Generation, Nowhere) o yakıcı gençlik enerjisini tamamen terk etmemiş; sadece onu neon ışıklı bir Los Angeles villasına, bir havuz kenarına ve bir sanat galerisinin manipülatif sahnesine taşımış.

Film, işsiz ve biraz da yönsüz genç Elliot’ın (Cooper Hoffman), ünlü ve bilerek kışkırtıcı çağdaş sanatçı Erika Tracy’nin (Olivia Wilde) stüdyosunda asistan olarak işe başlamasıyla açılıyor. Erika, sanatını cinsel açıklık ve “anti-woke” tavır üzerine kurmuş bir figür; Elliot ise pandemi sonrası dönemde büyümüş, cinsel deneyim konusunda hem meraklı hem de çekingen bir Z kuşağı temsilcisi. Kısa süre içinde ilişki, klasik asistan-patron dinamiklerinden çıkıp Erika’nın dayattığı dominant-submissive oyunlara dönüşüyor. Araki burada basit bir erotik fantezi anlatmıyor; çağdaş sanatın “skandal satar” mantığını, cinsel arzunun kariyer ve itibarla iç içe geçişini ve rızanın gri alanlarını aynı anda alaya alıyor. Film, bir cinayet şüphesiyle açılıp bir prosedür çerçevesinde ilerler gibi görünse de, asıl derdi güç, ihanet ve arzunun birbirini nasıl tükettiği.

Olivia Wilde, Erika’yı hem manyetik hem de biraz komik bir canavar olarak oynuyor. Kırmızı elbiseleri, keskin dili ve “cinsellik her şeydir” diyen tavrıyla karakteri, basit bir femme fatale olmaktan çıkarıp kendi kendinin farkında bir performans sanatçısına dönüştürüyor. Wilde’ın Erika’sı, çağdaş sanat dünyasının boşluğunu kendi ağzından itiraf ederken (“çağdaş sanat bir dolandırıcılık”) aynı anda o dünyanın kurallarını en iyi bilen kişi olarak duruyor. Cooper Hoffman ise Elliot’a beklenmedik bir çekicilik katıyor. Licorice Pizza’daki o saf, biraz beceriksiz gençten farklı olarak burada, hem arzu edilen hem de yönlendirilen bir beden olarak duruyor; naifliğini kaybetmeden komik olabiliyor. İkisi arasındaki kimya, filmin en güçlü yanlarından biri: Araki, cinsel sahneleri abartılı ve yer yer absürt bir mizahla işlerken, izleyiciyi hem gülümsetiyor hem de rahatsız ediyor. Destekleyici kadro da (Mason Gooding’in alaycı Zap’ı, Charli XCX’in cinselliğe mesafeli Minerva’sı, Margaret Cho ve Johnny Knoxville’in polisiye çiftliği) filmin tonunu dengeliyor; kimse ciddiye alınmayacak kadar abartılı değil, ama kimse de sadece dekor değil.

Filmin asıl iddiası, kuşaklar arasındaki cinsel ahlak farkında yatıyor. Araki, Z kuşağını “porno salgını ve pandemi izolasyonu yüzünden cinsel olarak ürkek” diye tanımlayan bir bakış açısını karakterlerin ağzından dillendiriyor. Erika, gençlerin rıza ve sınır takıntısını “woke polisliği” olarak görüp küçümserken, Elliot da kendi kuşağının sosyal korkularını savunuyor. Bu diyaloglar yer yer keskin ve eğlenceli; Araki’nin “sizler neden cinselliğin en verimli dönemini kaçırıyorsunuz?” diye sorduğu, ama aynı anda ders vermekten kaçındığı bir yerde duruyor. Yönetmen, kendi röportajlarında da filmi bir vaaz olarak değil, bir sohbet başlatıcısı olarak konumlandırmış. Bu anlamda film, Babygirl gibi daha karanlık BDSM anlatılarının aksine, cinselliği hem tehlikeli hem de eğlenceli bir alan olarak tutmaya çalışıyor. Ama burası aynı zamanda filmin en tartışmalı noktası: BDSM’yi ve güç dengesizliğini komediye çevirmek, bazı izleyiciler için özgürleştirici gelirken, bazıları için de yüzeysel ve “deliberately unsexy” (bilerek erotik olmayan) bir tercih olarak kalıyor. Araki’nin eski filmlerindeki o yakıcı, bazen acı veren queer beden politikası yerini daha pop, daha erişilebilir bir mizaha bırakmış; bu da hem filmin başarısı hem de sınırlılığı.

I Want Your Sex / Seni İstiyorum

Görsel olarak film, Araki’nin imzası olan neon ışıklı, biraz kitsch, biraz da bilinçli olarak abartılı estetiği sürdürüyor. Sanat eserleri, cinsel imgeler ve kostümler birer parodi nesnesi olarak kullanılıyor; çağdaş sanatın “her şey bir performans” iddiası, filmde hem alaya alınıyor hem de ciddiye alınıyor. 90 dakikalık süre, filmi sıkışık tutuyor; bazı yan karakterler ve alt metinler (özellikle üçlü ilişki denemesi ve sona doğru gelen bükülmeler) biraz aceleyle bağlanıyor. Özellikle filmin sonundaki twist’ler, noir çerçevesinin getirdiği bir prosedür zorunluluğu gibi duruyor; Araki’nin asıl derdi olan arzu ve iktidar üzerine konuşmayı bazen kesiyor. Yine de film, kendi sınırlarının farkında: ne tam bir erotik gerilim, ne de saf bir komedi; ikisinin arasında, biraz da “queer joy” iddiasıyla duruyor.

Seni İstiyorum, Filmekimi 2026’da tam da Araki’nin istediği etkiyi yarattığı türden bir film: İzleyiciyi hem güldüren hem de “bu kadar mı yüzeysel, yoksa bilinçli mi?” diye düşündüren, konuşulacak bir eser. Olivia Wilde’ın manyetik performansı ve Hoffman’ın samimi komik zamanlaması, filmi izlenir kılıyor. Ancak Araki’nin eski filmlerindeki o keskin, bazen rahatsız edici derinlik yerini daha hafif, daha erişilebilir bir provokasyona bırakmış. Bu, 2026 sinemasında cinselliğin hâlâ ne kadar konuşulmaya değer (ve ne kadar kolay alaya alınabilir) olduğunu gösteren samimi bir hatırlatma. Araki, “cinsellik her şeydir” derken hem kendi kariyerinin devamını hem de bir kuşağın eksikliğini işaret ediyor; filmin sonunda ise her şeyin biraz da bir performans, biraz da bir kâbus olduğunu ima ederek kapıyı açık bırakıyor. Filmekimi’nin kalabalık programında kaybolmayacak, ama aynı zamanda herkesi ikna etmeyecek bir eser. Tam da Araki’nin istediği gibi.

yasam.kaya@gmail.com

I Want Your Sex Afiş