Geçtiğimiz haftalarda İzmir’de ‘Uluslararası Caz Festivali’ ne katılıp epeyce konser izleme şansını yakalamıştım. Lifeartsanat için takip ettiğim festival sırasında adını duyduğum ama bugüne kadar izleme şansını yakalayamadığım Bademler Köy Tiyatrosu’ nu da görmeye gittim. Tiyatronun bu seneki çalışma hayatına İstanbul’dan tanıdığımız çok değerli bir tiyatrocu Melisa İclal Gürmen de katılmış. Melisa’yla iletişime geçip tiyatronun çalışmalarını görmek istediğimi söylediğimde hemen soluğu Bademler Köyü’nde aldım…

Perafest 2015 Festivali kapsamında Şermola Perfomans’ta izlediğim ‘Çênadengızi’, Destar Tiyatro’ nun bünyesinden çıkan yine çarpıcı bir eser. Ahmet Sami Özbudak’ ın yazdığı oyunu, Şehir Tiyatroları’ndan tanıdığımız Aslı Öngören yönetiyor. Oyunun konusunda İstanbul’ un içinden çıkıp gelen doğal bir aşk yakınlaşması var olmasına var, ama asıl olan bu oyunun tiyatroda bir ilki gerçekleştirmesidir. Yeniyi denemekten korkmayan yönetmenlerin yaptığı işleri hep sevmişimdir. Sinematografik Tiyatro akımının hızla tiyatromuzun içine yayıldığını görürken, bu akımdan yola çıkıp kaliteli işler ortaya koyan isimleri tüm tiyatro dünyasının bilmesi gerekir…

Garanti Caz Yeşili kapsamında hayat bulan ‘Caz Ağacı’ beş yılı geride bırakırken dünyanın en ünlü caz saksafoncusu ‘Stan Getz’ için özel bir gece düzenledi. 21 Mart’ta Salon İKSV’de NU-DC organizasyon işbirliği ile gerçekleşen gecenin sunuculuğunu Vedat Özdemiroğlu yaparken, Getz’ i Türkiye’de var eden caz sanatçılar birer birer sahneye çıkıp seyrine doyulmaz performanslarla bu muhteşem geceye hayat verdiler…

Tarsus’ta işlenen Özgecan cinayetiyle birlikte toplumca cinnet geçirdiğimiz geçtiğimiz ay, insanların acımasızca kendi soyundan gelen bir canlıya neler yapabileceğini açıklıkla gördük. İstanbul Devlet Tiyatrosu’ nun bu sezon repertuarına aldığı “Ellerimin Arasındaki Hayat”, Özgecan cinayetinin bir benzeri konuyu sahneye taşırken, tecavüz eden insanın yaşama hakkı üzerinden açık bir tartışma ortamı yaratıyor. Peter Ustinov’ un yazdığı Cevdet Arıcılar’ ın sahneye taşıdığı oyunu yanlış hatırlamıyorsam 2005 ya da 2006 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda izlemiştim…

Bu sene 22. kez düzenlenen “İzmir Avrupa Caz Festivali”ne ilk kez katılma şansını yakaladım. İstanbul Art News’da yazdığım caz dosyalarında caz festivallerinde sahne alan gruplarla ilgili detaylı kritikler yazmış, grupları şahıs bazında irdelemiş, grupların geçmişlerine dönük eleştirel bakış açıları sunmuştum. Cazın Avrupa coğrafyasında büyük sıçrama gösterdiği şu günlerde Türkiye’de kendine özgü çıkış yakalayan caz müzik içine aldığı kültürel harmanla beraber; soft, hiphop, elektro, tekno, pop argümanları bünyesinde hızla eritip büyük kitleler yaratabildi…

Köklerinden kopan caz dosyasının ardında yatan gerçeklere isimler üzerinden bakarsak eğer, dünyada hızla kök salan cazın enternasyonal yapısını daha net anlarız. Cazın doğası gereği müzikal etkileşim her bir enstrümanı çalan müzisyenler açısından farklılık gösteriyor. Uzakdoğu kökenli sanatçıların batı coğrafyasında yakaladığı başarının sebebi, genel olarak bakir doğasından sıyrılan cazın kültürel başkaldırısı olarak düşünülebilir. Küresel dünya içinde etnik unsurların birbirlerini harmanlayarak kaynaştığı apaçık ortadayken Japon cazının modern dünyayla bütünleşmiş hali, bahsettiğimiz konuyla birebir paralellik gösterip, etnik müzik türünün global müzik endüstrisine dönüşmesi mükemmel sonuçları doğuruyor…

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ nün ‘sosyal sorumluluk’ anlamında yürüttüğü çalışmalar her zaman toplumsal alanda hissedilir olmuştur. Türkiye’ nin en büyük tiyatro kurumunun inisiyatif alarak toplumun önemli problemlerine değinen çalışmalara imza atması biz eleştirmenlerin dikkatini çektiği kadar, seyircilerin de dikkatinden kaçmıyor. Bunun en güzel örneklerinden birisi olan “Masallar İnsanlar Bir de Türküler” Devlet Tiyatroları’ nın önemli yönetmenlerinden olan Gürol Tonbul’un Şubat 2014’te başlatıp 2015’te sonlandırdığı bir cezaevi projesi…

Bitiyatro’yu kurulduğu günden bu yana yaptığı farklı çalışmalardan bilirim. Tiyatronun renkli yüzünün görünmeyen aksını kendine özgü yorumlayan grubun çalışmaları harikulade! Olanı yapmak basit olduğu için, yeniyi denemekten korkmayan grupların iç dinamiği her zaman canlı olmuştur. Basitin bilineni seyirciyi elbette etkiler, çünkü insan kendi sıradan hayatının bir parçasını sahnede gördüğü zaman psikolojik rahatlama içerisine girer. Peki ya sahnede görünen sıradanlığın farklı bir biçimiyse, o zaman seyirci için rahatlama nasıl olacak? Yani bu bir duygusal devinim sayılır…

2010 yılında Norveç’te ‘Dünya Selahaddin Yılı’ kapsamında Tarık Ali ile Thorvald Steen’ in beraber kaleme aldığı ‘Çöl Fırtınaları’ adlı oyun, İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından farklı bir tarzda yeniden sahneleniyor. Oyunu daha önce hem Norveç’te hem de Türkiye’de izleme şansını yakaladım. Bundan beş sene önce izlediğim gösterinin üzerimde bıraktığı etki halen büyüleyicidir…

22. İzmir Avrupa Caz Festivali’ne sayılı günler kala İzmir’i “Caz” heyecanı sardı. Bu yıl geniş kapsamlı halka açık etkinliklerle her kesimden İzmirliye hitap etmeyi amaçlayan Festival, 5 Mart 2015 Perşembe günü bir “Dünya Prömiyeri” ile başlayacak. Günümüz piyano ikilileri arasında çok yönlü müzik anlayışları ve yenilikçi stilleriyle yıldızlaşan Ufuk & Bahar Dördüncü, “Jazz Meets Classic” konserinde, Avrupa caz sahnelerinin en büyüklerinden Erik Truffaz Quartet ile Truffaz’ın “Taksim” adlı eserinin dünya prömiyerini yapacak…