İstanbul Şehir Tiyatroları’nın düzenlediği “31. Genç Günler” kapsamında Fransa’dan Türkiye’ye gelerek Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde seyircileri karşısına geçen ‘Kenardakiler’, Fransa’da yaşayan Türkiye kökenli Sedef Ecer’ in izlediğim üçüncü önemli tiyatro oyunu. Hem oyuncu hem de yazar kimliğiyle Fransa’da etkileyici işler başaran Ecer, kendi toplumunun yarattığı travmalardan yola çıkıp bir göç hikayesini Avrupa’ nın tam merkezine oturtmayı başarıyor…

Reklamlar

Eskişehir Şehir Tiyatroları’ nın bu sezon repertuarına aldığı Stefan Tsanev imzalı “Jeanne D’arc’ın Öteki Ölümü”, tarihin gizli sayfalarında kalan efsanelerle süslü genç bir kızın yarattığı gerçek toplumu irdeleyen bir oyun. Fransa’ nın nasıl Fransa olduğunu kanıtlayan eserde, İngilizlerle savaşa girip tüm onurunu kaybeden milletin yeniden dirilme hikayesi gözler önüne serilmiş. Fransa’ nın millet olma yolunda adım atmasını sağlayan cesur Jeanne D’arc tarihte gerçekten yaşamış sıradışı kahraman…

Bundan 26 sene önce Broadway’de sahnelenmeye başladığında, ABD’ nin en çok konuşulan eserlerinden birisine dönüşen ‘The Phantom Of The Opera’’yı nisan ayı içinde Zorlu Performans Sanatları Sahnesi’nde izledim. Londra Westend’de de Amerika’dan daha uzun yıllar kapalı gişe gösterimlerine devam eden çarpıcı eser, oyuncularından teknik kadrosuna dek kalabalık bir kadronun yansıması olarak sahnelerdeki yerini alıyor…

Her yıl 30 Nisan’da kutlanan ‘Dünya Caz Günü’ Türkiye’de de önemli şekilde kutlanmaya başlandı. İlk kez 2013 yılında Dünya Cazı’ nın başkenti seçilen İstanbul, bu güne özel etkinliklerin merkezi olmuştu. Caz Eleştirmeni Yaşam Kaya, Habertürk’ten Neşe Şenol’a ‘Dünya Caz Günü’ için önemli bilgiler aktarıp, Caz Günü için konser önerilerini sıraladı. Siz lifeartsanat okurları için paylaşıyoruz…

Tiyatro oyuncusu Barış Atay’ ın ilk sinema deneyimi olan ‘Eksik’, sinemamızda daha önce denenen, ama sadece o dönemin içinde kalıp, olanı irdeleyerek, 1980 döneminin dışına çıkmayan yapıtlardan farklı bir film olmuş. ‘Neden-sonuç’ ilişkisi içinde, bir dönemin karanlık geçmişinin izlerini günümüzde arayan filmde konunun detayları metaforik göndermeleri içinde barındırarak yaşamın özüne devrimci bir misyon eklemeyi başarıyor…

Geçtiğimiz haftalarda İzmir’de ‘Uluslararası Caz Festivali’ ne katılıp epeyce konser izleme şansını yakalamıştım. Lifeartsanat için takip ettiğim festival sırasında adını duyduğum ama bugüne kadar izleme şansını yakalayamadığım Bademler Köy Tiyatrosu’ nu da görmeye gittim. Tiyatronun bu seneki çalışma hayatına İstanbul’dan tanıdığımız çok değerli bir tiyatrocu Melisa İclal Gürmen de katılmış. Melisa’yla iletişime geçip tiyatronun çalışmalarını görmek istediğimi söylediğimde hemen soluğu Bademler Köyü’nde aldım…

Perafest 2015 Festivali kapsamında Şermola Perfomans’ta izlediğim ‘Çênadengızi’, Destar Tiyatro’ nun bünyesinden çıkan yine çarpıcı bir eser. Ahmet Sami Özbudak’ ın yazdığı oyunu, Şehir Tiyatroları’ndan tanıdığımız Aslı Öngören yönetiyor. Oyunun konusunda İstanbul’ un içinden çıkıp gelen doğal bir aşk yakınlaşması var olmasına var, ama asıl olan bu oyunun tiyatroda bir ilki gerçekleştirmesidir. Yeniyi denemekten korkmayan yönetmenlerin yaptığı işleri hep sevmişimdir. Sinematografik Tiyatro akımının hızla tiyatromuzun içine yayıldığını görürken, bu akımdan yola çıkıp kaliteli işler ortaya koyan isimleri tüm tiyatro dünyasının bilmesi gerekir…

Garanti Caz Yeşili kapsamında hayat bulan ‘Caz Ağacı’ beş yılı geride bırakırken dünyanın en ünlü caz saksafoncusu ‘Stan Getz’ için özel bir gece düzenledi. 21 Mart’ta Salon İKSV’de NU-DC organizasyon işbirliği ile gerçekleşen gecenin sunuculuğunu Vedat Özdemiroğlu yaparken, Getz’ i Türkiye’de var eden caz sanatçılar birer birer sahneye çıkıp seyrine doyulmaz performanslarla bu muhteşem geceye hayat verdiler…

Tarsus’ta işlenen Özgecan cinayetiyle birlikte toplumca cinnet geçirdiğimiz geçtiğimiz ay, insanların acımasızca kendi soyundan gelen bir canlıya neler yapabileceğini açıklıkla gördük. İstanbul Devlet Tiyatrosu’ nun bu sezon repertuarına aldığı “Ellerimin Arasındaki Hayat”, Özgecan cinayetinin bir benzeri konuyu sahneye taşırken, tecavüz eden insanın yaşama hakkı üzerinden açık bir tartışma ortamı yaratıyor. Peter Ustinov’ un yazdığı Cevdet Arıcılar’ ın sahneye taşıdığı oyunu yanlış hatırlamıyorsam 2005 ya da 2006 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda izlemiştim…

Bu sene 22. kez düzenlenen “İzmir Avrupa Caz Festivali”ne ilk kez katılma şansını yakaladım. İstanbul Art News’da yazdığım caz dosyalarında caz festivallerinde sahne alan gruplarla ilgili detaylı kritikler yazmış, grupları şahıs bazında irdelemiş, grupların geçmişlerine dönük eleştirel bakış açıları sunmuştum. Cazın Avrupa coğrafyasında büyük sıçrama gösterdiği şu günlerde Türkiye’de kendine özgü çıkış yakalayan caz müzik içine aldığı kültürel harmanla beraber; soft, hiphop, elektro, tekno, pop argümanları bünyesinde hızla eritip büyük kitleler yaratabildi…

Köklerinden kopan caz dosyasının ardında yatan gerçeklere isimler üzerinden bakarsak eğer, dünyada hızla kök salan cazın enternasyonal yapısını daha net anlarız. Cazın doğası gereği müzikal etkileşim her bir enstrümanı çalan müzisyenler açısından farklılık gösteriyor. Uzakdoğu kökenli sanatçıların batı coğrafyasında yakaladığı başarının sebebi, genel olarak bakir doğasından sıyrılan cazın kültürel başkaldırısı olarak düşünülebilir. Küresel dünya içinde etnik unsurların birbirlerini harmanlayarak kaynaştığı apaçık ortadayken Japon cazının modern dünyayla bütünleşmiş hali, bahsettiğimiz konuyla birebir paralellik gösterip, etnik müzik türünün global müzik endüstrisine dönüşmesi mükemmel sonuçları doğuruyor…